Kur'an'da Gaip (Gayb) Kavramı

Kur’an’da “غ ي ب” kökünden gelen altmış kelime var.

Bunların biri fiil, diğerleri isimdir:

Gıybet etmek” anlamında bir fiil: (Hucurat-12)

İsim Olanlar:

gayâbe(غَيَابَتِ) (camid isim): Karanlık ve derin yer. (Yusuf-10,15)

Gayb (غيب) (mastar): (Bakara-3, 33; Aliimran-44, 179; Nisa-34; Maide-94; Enam-50, 59, 73; Araf-188; Enfal-24; Tevbe-94, 105; Yunus-20; Hud-31, 49, 123; Yusuf-52, 81, 102; Rad-9; Kehif-22, 26; Meryem-61, 78; Enbiya-49; Mü’minun-92; Nemil-65; Secde-6; Sebe-3, 14, 53; Fatır-18, 38; Yasin-11; Zümer-46; Hucurat-18; Kaf-33; Tur-41; Necim-35; Hadid-25; Haşir-22; Cuma-8; Tegabun-18; Mülk-12; Kalem-47; Cin-26(+1); Tekvir-24)

Guyûb” (غيوب) (mastar): (Maide-109, 116, Tevbe-78, Sebe-48)

Gâibe (غائبة) (ismi-i fail): Gizli olan, göze görünmeyen. (Nemil-75)

Gâibîn (غائبين) (ismi-i fail): Gizli olanlar, göze görünmeyenler. (Araf-7, Nemil-20, İnfitar-16)

Bu ayetler birlikte okunduğunda ortaya çıkan temel ayrımlar şunlardır: Gaibi kuşatan bilgi Allah'a aittir. Elçiler ise Allah'ın kendilerine bildirdiği gaip haberlerini (vahiy) öğrenir ve iletirler. Bir haberin vahiy yoluyla öğrenilmesi, onu öğrenen kişiye (Rasul’e) bütün gaibi bilme yetkisi kazandırmaz.

Bu ayetlerdeki “gaip”, sadece gelecekle ilgili değildir. Kişinin tanık olmadığı geçmiş olayları (mazi), kendisinden gizli kalmış mevcut durumları (hâl) ve henüz gerçekleşmemiş olayları (istikbal) kapsar.

Enbâü’l-gayb tamlamasının bulunduğu ayetlerde, geçmişte yaşanmış ve ibret alınmak üzere nakledilen ve insanlar açısından gaip olan tarihî olaylar anlatılır:

ذٰلِكَ مِنْ اَنْبَٓاءِ الْغَيْبِ نُوح۪يهِ اِلَيْكَۜ وَمَا كُنْتَ لَدَيْهِمْ اِذْ يُلْقُونَ اَقْلَامَهُمْ اَيُّهُمْ يَكْفُلُ مَرْيَمَۖ وَمَا كُنْتَ لَدَيْهِمْ اِذْ يَخْتَصِمُونَ

Bunlar sana vahyetmekte olduğumuz gaip haberlerindendir. Meryem'i kimin sorumluluğuna alacağını belirlemek için ad çekmeye girdikleri (kalemlerini attıkları) sırada sen yanlarında değildin. Onlar tartışırken de sen yanlarında değildin. 3/Aliimran-44

تِلْكَ مِنْ اَنْبَٓاءِ الْغَيْبِ نُوح۪يهَٓا اِلَيْكَۚ مَا كُنْتَ تَعْلَمُهَٓا اَنْتَ وَلَا قَوْمُكَ مِنْ قَبْلِ هٰذَاۜۛ فَاصْبِرْۜۛ اِنَّ الْعَاقِبَةَ لِلْمُتَّق۪ينَ۟ ﴿٤٩﴾

Bunlar (Nuh ile ilgili olanlar) sana vahyettiğimiz gaip haberleridir. Bundan önce sen ve kavmin bunları bilmiyordunuz. Şu hâlde sabret. Akıbet mutlaka sorumluluk alanlarındır. 11/Hud-49

ذٰلِكَ مِنْ اَنْبَٓاءِ الْغَيْبِ نُوح۪يهِ اِلَيْكَۚ وَمَا كُنْتَ لَدَيْهِمْ اِذْ اَجْمَعُٓوا اَمْرَهُمْ وَهُمْ يَمْكُرُونَ

İşte bu (Yusuf kıssası) gaip haberlerindendir. Onu sana anlatıyoruz. Onlar dümen çevirerek işlerine karar verdikleri zaman sen onların yanında değildin (ki bunları bilesin). 12/Yusuf-102

Bu ayetlerde bize kadar ulaşmış olan bu gaip haberlerinden Rasul (as.) dahil onun ashabı ve sonra yaşamış / yaşayacak bütün insanlık vahiyle haberdar ediliyor.

Aşağıdaki ayetler ile ‘sadece yaratıcının hâkim olduğu gaip bilgisi’ karşısındaki acziyetimizi Allah elçisi üzerinden anlıyoruz:

قُلْ لَٓا اَقُولُ لَكُمْ عِنْد۪ي خَزَٓائِنُ اللّٰهِ وَلَٓا اَعْلَمُ الْغَيْبَ وَلَٓا اَقُولُ لَكُمْ اِنّ۪ي مَلَكٌۚ اِنْ اَتَّبِعُ اِلَّا مَا يُوحٰٓى اِلَيَّۜ قُلْ هَلْ يَسْتَوِي الْاَعْمٰى وَالْبَص۪يرُۜ اَفَلَا تَتَفَكَّرُونَ۟

De ki “Ben size, Allah'ın hazineleri benim yanımdadır, demiyorum. Ben gaibi de bilmem. Size, ben bir meleğim de demiyorum. Ben, sadece bana vahyolunana uyarım.” De ki “Kör ile gören hiç “bir olur mu?” Hiç düşünüp taşınmaz mısınız?” 6/ Enam-50

وَعِنْدَهُ مَفَاتِحُ الْغَيْبِ لَا يَعْلَمُهَٓا اِلَّا هُوَۜ وَيَعْلَمُ مَا فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِۜ وَمَا تَسْقُطُ مِنْ وَرَقَةٍ اِلَّا يَعْلَمُهَا وَلَا حَبَّةٍ ف۪ي ظُلُمَاتِ الْاَرْضِ وَلَا رَطْبٍ وَلَا يَابِسٍ اِلَّا ف۪ي كِتَابٍ مُب۪ينٍ

Gaibin anahtarları Allah'ın yanındadır; onları ondan başkası bilemez. O, karada ve denizde ne var ne yok, bilir. Onun ilmi dışında bir yaprak bile düşmez. Yerin karanlıkları içindeki tek bir tane, yaş ve kuru ne varsa hepsi gün gibi açık bir kitaptadır. 6/ Enam-59

وَهُوَ الَّذ۪ي خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ بِالْحَقِّۜ وَيَوْمَ يَقُولُ كُنْ فَيَكُونُۜ قَوْلُهُ الْحَقُّۜ وَلَهُ الْمُلْكُ يَوْمَ يُنْفَخُ فِي الصُّورِۜ عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِۜ وَهُوَ الْحَك۪يمُ الْخَب۪يرُ

Gökleri ve yeri hak üzere yaratan odur. "Ol" dediği gün o hemen oluverir. Onun sözü gerçektir. Sur'a üflendiği gün mülk onundur. O, gaibi de göze görüneni de bilendir. O, hakimdir, her şeyden haberdardır. 6/Enam-73

اَلَمْ يَعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ يَعْلَمُ سِرَّهُمْ وَ نَجْوٰيهُمْ وَاَنَّ اللّٰهَ عَلَّامُ الْغُيُوبِۚ

Allah’ın onların sırlarını ve yaptıkları kulisleri bildiğini, bilmediler mi? Allah bütün gizlilikleri bilendir. 9/Tevbe-78

وَلَٓا اَقُولُ لَكُمْ عِنْد۪ي خَزَٓائِنُ اللّٰهِ وَلَٓا اَعْلَمُ الْغَيْبَ وَلَٓا اَقُولُ اِنّ۪ي مَلَكٌ وَلَٓا اَقُولُ لِلَّذ۪ينَ تَزْدَر۪ٓي اَعْيُنُكُمْ لَنْ يُؤْتِيَهُمُ اللّٰهُ خَيْرًاۜ اَللّٰهُ اَعْلَمُ بِمَا ف۪ٓي اَنْفُسِهِمْۚ اِنّ۪ٓي اِذًا لَمِنَ الظَّالِم۪ينَ

(Nuh) Ben size "Allah'ın hazineleri benim yanımdadır" demiyorum. Gaibi de bilmiyorum. "Ben meleğim." de demiyorum. Gözlerinizin küçük gördüğü kişiler hakkında, "Allah onlara bir hayır vermeyecektir." de diyemem. Allah onların içlerinde olanı en iyi bilendir. O takdirde ben, zalimlerden olurum." 11/Hud-31

Hud-31’den şunu da anlıyoruz: Bir insanın içinde gizlediği, başka insanlar için gaiptir. Bunu Allah’tan başka kimse bilemez.

Aşağıdaki ayetlerde geçen Saat (kıyamet) ve ba’s (diriliş) bilgileri de Allah’ın tekelinde olan gaip (gayb) bilgileridir:

يَسْـَٔلُونَكَ عَنِ السَّاعَةِ اَيَّانَ مُرْسٰيهَاۜ قُلْ اِنَّمَا عِلْمُهَا عِنْدَ رَبّ۪يۚ لَا يُجَلّ۪يهَا لِوَقْتِهَٓا اِلَّا هُوَۜ ثَقُلَتْ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ لَا تَأْت۪يكُمْ اِلَّا بَغْتَةًۜ يَسْـَٔلُونَكَ كَاَنَّكَ حَفِيٌّ عَنْهَاۜ قُلْ اِنَّمَا عِلْمُهَا عِنْدَ اللّٰهِ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ

Sana Saat’i soruyorlar. “Onun bilgisi sadece Rabb’imin katındadır. Onu vaktinde ancak o (Allah) ortaya çıkaracaktır. O, göklere de yere de ağır basmıştır. O, size ansızın gelecektir.” de. Sanki sen biliyormuşsun gibi sana soruyorlar. Onun bilgisi sadece Allah katındadır. Fakat insanların çoğu bilmiyor.” 7/Araf-187

قُلْ لَٓا اَمْلِكُ لِنَفْس۪ي نَفْعًا وَلَا ضَرًّا اِلَّا مَا شَٓاءَ اللّٰهُۜ وَلَوْ كُنْتُ اَعْلَمُ الْغَيْبَ لَاسْتَكْثَرْتُ مِنَ الْخَيْرِۚ وَمَا مَسَّنِيَ السُّٓوءُ اِنْ اَنَا۬ اِلَّا نَذ۪يرٌ وَبَش۪يرٌ لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ۟

De ki “Allah'ın dilemesi dışında kendim için yarardan ve zarardan (bir şeye) malik değilim. Eğer gaibi bilebilseydim kendi hayrıma yaptıklarımı (tedbirimi) çoğaltırdım da bana bir kötülük dokunmazdı. Ben, iman eden bir topluluk için, bir uyarıcı ve bir müjde vericiden başkası değilim.' 7/Araf-188

وَلِلّٰهِ غَيْبُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَمَٓا اَمْرُ السَّاعَةِ اِلَّا كَلَمْحِ الْبَصَرِ اَوْ هُوَ اَقْرَبُۜ اِنَّ اللّٰهَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ

Göklerin ve yerin gaibi Allah'a aittir. O Saat’in işi ise göz açıp kapayıncaya kadar veya daha kısadır. Allah’ın kesinlikle her şeye gücü yeter. 16/Nahıl-77

قُلْ لَا يَعْلَمُ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ الْغَيْبَ اِلَّا اللّٰهُۜ وَمَا يَشْعُرُونَ اَيَّانَ يُبْعَثُونَ

De ki "Göklerde ve yerde Allah’tan başka hiç kimse gaibi bilmez. (Onlar) ne zaman diriltileceklerinin de farkında değildirler. 27/Nemil-65

Ba’s (diriliş) sonrası (hesap günü) da Allah’ın kimseye bildirmediği gaip (gayp) bilgilerindendir:

يَوْمَ يَجْمَعُ اللّٰهُ الرُّسُلَ فَيَقُولُ مَاذَٓا اُجِبْتُمْۜ قَالُوا لَا عِلْمَ لَنَاۜ اِنَّكَ اَنْتَ عَلَّامُ الْغُيُوبِ

Allah, o gün elçilerini toplar ve “Size (uyarılarınıza) verilen karşılık nedir?” der. Elçiler de “Bizim, hiçbir bilgimiz yok. Görünmeyenleri (gaipleri) bilen sadece sensin.” derler. 5/Maide-109

وَاِذْ قَالَ اللّٰهُ يَا ع۪يسَى ابْنَ مَرْيَمَ ءَاَنْتَ قُلْتَ لِلنَّاسِ اتَّخِذُون۪ي وَاُمِّيَ اِلٰهَيْنِ مِنْ دُونِ اللّٰهِۜ قَالَ سُبْحَانَكَ مَا يَكُونُ ل۪ٓي اَنْ اَقُولَ مَا لَيْسَ ل۪ي بِحَقٍّۜ اِنْ كُنْتُ قُلْتُهُ فَقَدْ عَلِمْتَهُۜ تَعْلَمُ مَا ف۪ي نَفْس۪ي وَلَٓا اَعْلَمُ مَا ف۪ي نَفْسِكَۜ اِنَّكَ اَنْتَ عَلَّامُ الْغُيُوبِ

Allah, “Ey Meryem oğlu İsa! insanlara, beni ve annemi Allah'ı bırakarak iki ilah edinin, diye sen mi söyledin?” deyince o şöyle dedi: “Seni tenzih ederim, aslı astarı olmayan bir şeyi söylemek bana yakışmaz. Eğer bunu söyledimse mutlaka sen onu bilirdin. Sen bende olanı bilirsin ama ben sende olanı bilmem. Görünmeyenleri (gaipleri) bilen sadece sensin.” 5/Maide-116

مَا قُلْتُ لَهُمْ اِلَّا مَٓا اَمَرْتَن۪ي بِه۪ٓ اَنِ اعْبُدُوا اللّٰهَ رَبّ۪ي وَرَبَّكُمْۚ وَكُنْتُ عَلَيْهِمْ شَه۪يدًا مَا دُمْتُ ف۪يهِمْۚ فَلَمَّا تَوَفَّيْتَن۪ي كُنْتَ اَنْتَ الرَّق۪يبَ عَلَيْهِمْۜ وَاَنْتَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ شَه۪يدٌ

Ben onlara sadece senin emrettiğin üzere “Benim de Rabb’im, sizin de Rabb’iniz olan Allah'a kul olun.” dedim. İçlerinde bulunduğum sürece üzerlerine şahit idim. Beni vefat ettirdikten sonra onları gözetim altında tutan sendin. Sen her şeye şahitsin. 5/Maide-117

Aliimran-179’da geçen "gaip" sözü, Allah'ın bildirmesi hariç insanların kendi çabalarıyla asla erişemeyecekleri mutlak gizlilikleri ifade eder.

مَا كَانَ اللّٰهُ لِيَذَرَ الْمُؤْمِن۪ينَ عَلٰى مَٓا اَنْتُمْ عَلَيْهِ حَتّٰى يَم۪يزَ الْخَب۪يثَ مِنَ الطَّيِّبِۜ وَمَا كَانَ اللّٰهُ لِيُطْلِعَكُمْ عَلَى الْغَيْبِ وَلٰكِنَّ اللّٰهَ يَجْتَب۪ي مِنْ رُسُلِه۪ مَنْ يَشَٓاءُ فَاٰمِنُوا بِاللّٰهِ وَرُسُلِه۪ۚ وَاِنْ تُؤْمِنُوا وَتَتَّقُوا فَلَكُمْ اَجْرٌ عَظ۪يمٌ

Allah, mü'minleri şu bulunduğunuz durumda bırakacak değildir. Habis olanı temiz olandan ayıklayacaktır. Allah size, gaibi de bildirecek değildir. Lakin Allah, resullerinden dilediğini seçer. Şu hâlde Allah'a ve resullerine iman edin. Eğer iman eder ve kötülüklerden sakınırsanız sizin için büyük bir ecir vardır. 3/Aliimran-179

İnsanlar kimin gerçekten mü’min, kimin münafık olduğunu kendi başlarına bilemezler. Kur'an, Allah'ın bu gaibi, insanlara doğrudan vahiy yoluyla "şu münafıktır, şu mümindir" diye listeler hâlinde bildirmeyeceğini; bunun yerine hayatın içindeki imtihanlar ve musibetler vasıtasıyla iyiyi kötüden ayıracağını belirtir.

Bu ayetin “Lakin Allah, resullerinden dilediğini seçer.” bölümüne Yani peygamberleri içinden seçtiklerine gaybı bildirir. gibi bir sınırlama yapmadan, mesajı net olan bir not düşmek, bize Kur’an’ın özüne aykırı “Peygamberimizin, münafıkların listesini Hz. Huzeyfe'ye vermesi

” rivayetini hatırlatıyor. Bu rivayete Hz. Ömer’e yakıştırılan bir infiali de eklemiş olanları anlamakta zorlanıyorum. Böyle bir rivayet, başta Tevbe-101 ayetiyle çelişir:

وَمِمَّنْ حَوْلَكُمْ مِنَ الْاَعْرَابِ مُنَافِقُونَۜ وَمِنْ اَهْلِ الْمَد۪ينَةِ مَرَدُوا عَلَى النِّفَاقِ لَا تَعْلَمُهُمْۜ نَحْنُ نَعْلَمُهُمْۜ سَنُعَذِّبُهُمْ مَرَّتَيْنِ ثُمَّ يُرَدُّونَ اِلٰى عَذَابٍ عَظ۪يمٍۚ

Çevrenizdeki bedevîler içinde münafıklar var. Medine ahalisi içinde de nifak sokmayı huy edinmiş olanlar var. Sen onları bilmezsin; onları biz biliriz. Onlara (diğer kâfirlere nazaran dünyada) iki kez (kat) azap vereceğiz. Ayrıca çok büyük bir azaba itilecekler. 9/Tevbe-101

Aliimran-179 ile birlikte Cin-26, 27yi de okuduğumuzda bu ayetlerdeki gaip sözüyle vahiy’den bahsedildiğini anlamış oluruz:

قُلْ اِنْ اَدْر۪ٓي اَقَر۪يبٌ مَا تُوعَدُونَ اَمْ يَجْعَلُ لَهُ رَبّ۪ٓي اَمَدًا ﴿٢٥﴾ عَالِمُ الْغَيْبِ فَلَا يُظْهِرُ عَلٰى غَيْبِه۪ٓ اَحَدًاۙ ﴿٢٦﴾ اِلَّا مَنِ ارْتَضٰى مِنْ رَسُولٍ فَاِنَّهُ يَسْلُكُ مِنْ بَيْنِ يَدَيْهِ وَمِنْ خَلْفِه۪ رَصَدًاۙ ﴿٢٧﴾ لِيَعْلَمَ اَنْ قَدْ اَبْلَغُوا رِسَالَاتِ رَبِّهِمْ وَاَحَاطَ بِمَا لَدَيْهِمْ وَاَحْصٰى كُلَّ شَيْءٍ عَدَدًا ﴿٢٨﴾

De ki "Size vadedilen yakın mıdır yoksa Rabb’im onun için uzun bir süre sonrasına mı bırakmıştır, bilemem. 72/Cin-25

O, gaibi bilendir; kendi gaibini kimseye açmaz. 72/Cin-26

Sadece razı olduğu elçiye (Hz. Muhammed ve diğer elçiler) hariç. Çünkü o, (elçilerin) önüne ve arkasına gözetleyiciler (koruyucular) koyar. 72/Cin-27

Sadece razı olduğu elçiye -Hz. Muhammed ve diğer elçilere- bildirilecek gaip bilgisi vahiydir. Yani burada vahyin dışındaki gaipten bahsedilmiyor. Çünkü Cin-28’de tebliğ’den söz edilmiş.

Öyle ki (Allah) Rablerinin risaletini tebliğ ettiklerini bilsin. (Allah) onlarda olanı (vahyi) ihata etmiştir (korumaya almıştır). Ve her şeyi bir bir hesaba dökmüştür. 72/Cin-28