Kur’an’da Tevil Kavramı

“أ و ل” “e-v-l” kök harflerinden türemiş olan tevil kelimesi, on beş ayette on yedi kez geçiyor. Kur'an'da tevil, ‘bir sözün, rüyanın, olayın veya ilahi haberin nihai sonucu, gerçekleşmesi ve ortaya çıkması’dır.

Kur’an’ın bu on beş ayetinden hiçbirinde tevil sözü “yorum, tefsir, açıklama” gibi anlamlarda kullanılmamıştır.

Enver ARPA Hoca müteşabih kavramının tarihçesini nasıl güzel bir şekilde özetlemişse rahmetli Prof. Dr. Yusuf IŞICIK Hoca da tevil kavramının tarihçesini güzel bir şekilde özetlemiştir. Hoca’nın ilgili makalesinden bazı bölümleri yazının sonunda paylaşıyorum.

Tevil Sözünün Geçtiği Ayetler

1. Sonuçlanmak (Gelecekteki Gerçekleşme)

Kur'an’da tevil, ileride olacağı haber verilen bir olayın, zamanı geldiğinde gerçekleşmesidir.

Araf-53: Şimdi onlar, onun (hesap gününün) gerçekleşmesini (tevil) mi bekliyorlar? Onun gerçekleştiği (tevil) gün, daha önce onu unutanlar, diyecekler ki “Rabb’imizin elçileri bize hakkı gerçekten getirmişler. Şimdi bize şefaat edecek şefaatçiler var mıdır? Veya geri çevrilsek de işlediklerimizden başkasını yapsak.” Gerçek şu ki onlar, kendilerini düş kırıklığına uğratanlardır. Uydurdukları varlıklar (ilahlar) da onları yüzüstü bırakmıştır.”

Yunus-39: Hayır onlar, ilmini ihata edemedikleri (kavrayamadıkları) ve sonucu (tevili) henüz başlarına gelmemiş olan bir şeyi (ahireti) yalanladılar. Onlardan öncekiler de böyle yalanlamışlardı. Bak! Zalimlerin sonu nasıl oldu?

2. Kalplerinde Eğrilik Olanların Tevili (Kafalarına Göre Sonuç Çıkarması)

Aliimran-7: O, sana kitabı indirendir. Onun muhkem olan ayetleri kitabın anasıdır. Diğerleri de müteşabihtir (birbirine benzeyendir). Kalplerinde eğrilik olanlar, kafa karıştırmak ve onlardan kafalarına göre sonuç çıkarmak (tevil) için müteşabih olanlara takılıp kalırlar. Oysa onun nasıl sonuçlanacağını (tevil) ancak Allah bilir. İlimde derine inenler (rasihun) ise “Onlara inandık, hepsi Rabb’imiz katındandır.” derler. (Bundan) ancak sağduyu sahipleri ders alır. 

Müteşabih bir ayetteki (örnek, cehennem bekçilerinin sayısının on dokuz olması gibi) bir bilgiden, kalplerinde eğrilik olanlar kendilerine göre bir sonuç çıkarırken rasihun, “Onlara inandık, hepsi Rabb’imiz katındandır.” diyerek Kur’an’da verilenle yetinirler.

3. Rüyaların Çıkması (Yusuf Suresi Örneği)

Yusuf-6 ve 21 ayetlerinden Allah’ın Hz. Yusuf’a (bazı) rüyaların tevilini (nasıl, nerede, ne zaman gerçekleşeceğini) öğrettiğini anlıyoruz.

Yusuf-5: Babası, şöyle dedi: “Yavrucuğum! Rüyanı kardeşlerine anlatma. Yoksa, sana tuzak kurarlar. Çünkü şeytan, insanın apaçık düşmanıdır.”

Yusuf-6: Böylece Rabb’in seni seçecek, sana (rüyada görülen) olayların sonucunu (tevil) öğretecek. Daha önce ataların İbrahim ve İshak'a tamamladığı gibi sana ve Yakup ailesine nimetini tamamlayacak. Şüphesiz ki Rabb’in her şeyi bilen, (doğru) hüküm verendir."

Yusuf-21: Onu satın alan Mısırlı, hanımına "Bunu hoş tut! Belki bize bir faydası olur veya onu evlat ediniriz." dedi. Böylece biz Yusuf'a, arzda imkân (yetki) verdik. Ona (rüyada görülen) olayların sonucunu (tevil) öğrettik. Allah, emrinde galip olandır lakin insanların çoğu bilmez.

Yusuf-36’da “Bize bunların (bu rüyaların) ne şekilde sonuçlanacağını (tevilini) haber ver.” diyen kişi rüyaların tevili (sonucu) olur, tabiri (yorumu) olmaz, konusunda bilinçlidir. Yusuf-43 ayetindeki Kral ise rüyasının tabir edilmesini (yorumlanmasını) istiyor. Demek ki bu Kral tevil’den habersiz. Ancak bu Kral’ın adamları, tevil kavramından haberdar. (Yusuf-44)

Yusuf-36: Yusuf'la birlikte içeri (zindana) iki genç daha girmişti. Onlardan biri "Ben rüyada kendimi şarap (üzüm) sıkarken görüyorum!" dedi. Diğeri ise "Ben de rüyada başımda ekmek taşıdığımı ve kuşların ondan yediğini görüyorum! Bize bunların ne şekilde sonuçlanacağını (tevilini) haber ver. Doğrusu biz şeni, inayette bulunanlardan (muhsinun) biri olarak görüyoruz."

Yusuf-37: Yusuf dedi: “Yiyeceğiniz yemek önünüze gelmeden önce, onun (rüyalarınızın) ne şekilde sonuçlanacağını (tevilini) size haber veririm. Bu, bana Rabb’imin öğrettiklerindendir. Ben, Allah’a inanmayan ve ahireti inkâr eden bir milletin dinini bıraktım.”

Hem Yusuf-43’te geçen tabir kelimesini hem de Yusuf-44’teki tevil kelimesini “yorumlamak” diye çevirmek (Türkçemizdeki yirmiden fazla mealde, maalesef bu yanlışa düşülmüş.) kavram karmaşasına yol açmıştır.

(Türkçe Kur’an Mealleri sitesindeki Yusuf-43, 44 ayetlerinin sayfalarına bakınız.)

Yusuf-43: (Yusuf'un hapis hayatı devam ederken) bir gün kral dedi ki: “Ben rüyamda yedi zayıf ineğin yedi semiz ineği yediğini gördüm. Ayrıca yedi yeşil başak ve bir o kadar da kuru başak... Efendiler! Eğer rüya tabir etmeyi (yorumlamayı) biliyorsanız bu rüyama anlam verin.”

Yusuf-44: Onlar şöyle demişlerdi: “Bunlar karmakarışık rüyalardır. Biz böyle rüyaların nasıl sonuçlanacağını (tevilini) bilenler değiliz.

Yusuf-45: O iki kişiden kurtulmuş olanı nice zaman sonra hatırladı ve “Ben bunun nasıl sonuçlanacağını (tevilini) size haber veririm, hemen beni gönderin.” dedi.

Yusuf-100 ayetinde Hz. Yusuf, rüyasının gerçekleştiğini görünce "Bu, rüyamın tevilidir (gerçekleşen sonucudur)." der. Tevil burada rüyanın hayata geçmesi ve tamamlanmasıdır.

Yusuf-100: Babasını ve annesini tahta çıkarıp oturttu. Onun yanında (Allah’a şükür için) secdeye kapandılar. Dedi ki “Ey Babam! Bu, daha önceki rüyamın sonucudur (tevilidir). Doğrusu Rabb’im onu gerçek yaptı. Beni içeriden (zindandan) çıkararak bana iyilik etti. Şeytan benimle kardeşlerimin aramızı açtıktan sonra, (o,) çölden sizi getirdi. Şüphesiz benim Rabb’im, dilediğini incelikle yapandır. Gerçekten bilen, hüküm sahibi odur.”

Yusuf-101: Rabb’im! Sen bana mülkten (bir pay) verdin ve (rüyada görülen) olayların sonucunu (tevil) öğrettin. Ey göklerin ve yerin yaratıcısı! Dünyada da ahirette de benim velim sensin. Müslüman olarak canımı al ve beni salihlerin arasına kat."

4. En güzel Sonuç (اَحْسَنُ تَأْو۪يلاً)

Nisa-59: Ey iman edenler! Allah'a itaat edin, Rasul’e itaat edin ve sizden olan emir sahiplerine de… Eğer bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz artık onu Allah'a ve Rasul’e götürün. Şayet Allah'a ve ahiret gününe iman ediyorsanız bu daha hayırlıdır ve sonuç (tevil) bakımından da en güzelidir.

İsra-35: Ölçerken ölçüde titizlik gösterin ve tartıyı da dosdoğru bir tartıyla yapın. Bu daha hayırlı ve sonuç (tevil) bakımından da en güzelidir.

5. Uygulamaya Geçirilmek ve Eylemin Gerçek Gerekçesi (Kehif Suresi Örneği)

Allah’ın “kullarımızdan bir kul" (abden min ibâdinâ-18/65) dediği kişi, yaptığı ilginç işlerin içyüzünü (tevilini) Hz. Musa'ya açıklamıştır. Burada tevil, bir eylemin arkasındaki gerçek sebebin ve uygulamanın ortaya çıkmasıdır.

Kehif-78: O kul şöyle dedi: “İşte bu, artık ayrılmamızın sebebidir. Şimdi sana, sabırla üstesinden gelemediğin şeylerin içyüzünü (tevilini) haber vereceğim.”

Kehif-82: “Duvar ise şehirde iki öksüz çocuğundu. Altında onlara ait bir define vardı. Babaları salih biriydi. Rabb’in diledi ki onlar erginlik çağına erişsinler ve kendi definelerini çıkarsınlar. (Bu,) Rabb’inden bir rahmettir. Bunları ben, kendi işim (özel görüşüm) olarak yapmadım. İşte, senin sabırla üstesinden gelemediğin şeylerin içyüzü (tevili) budur.”

Kehif 60-82 ayetlerinde anlatılan ve gözünün önünde yaşanmış üç olaya (geminin delinmesi, erkek çocuğun öldürülmesi, yıkılmak üzere olan duvarın onarılması) Hz. Musa sabredememiş ve itiraz etmiştir. Musa (as.), içyüzünü (tevilini) bilmediği için bu olaylara sabredemeyip itirazını dillendirmiştir. Hz. Musa’dan bu gibi olaylara karşı farklı bir tavır sergilemesi de beklenemezdi zaten.

Tevil kavramının geçmişten bugüne anlam değişimlerini çok güzel özetlemiş olan rahmetli Prof. Dr. Yusuf IŞICIK’ın söz konusu makalesinden bazı bölümleri buraya alıyorum:

Kur'an’daki tevil kelimesinin, bir sözde ileride olacağı haber verilen bir olayın, zamanı geldiğinde ortaya çıkmasıdır. Yine, görülen bir rüyanın, zamanı geldiğinde fizik dünyada ortaya çıkmasıdır. Mesela, Kur'an’da, vuku bulacağı bildirilen ve anlatılan kıyamet, cennet-cehennem gibi hakikatlerin ve olayların, zamanı geldiğinde vuku bulmaları, bunlardan bahseden ayetlerin tevilleri yani akıbetleridir.”

…

3. Kur’anda Te’vil kelimesine doğru anlam verememenin, Kur’anı anlamada yanlışlara ve sorunlara yol açması

Elbette ki bu durum, büyük sorunlara yol açmış ve can alıcı kavramlar bu nedenle çarpıtılmış ve yara almıştır! Şöyle ki, Âlü Îmran Sûresi’nin yedinci âyeti, orada geçen te’vil kelimesine tefsir anlamı verildiği için, “Kur’an-ı Kerim’de, anlaşılmayan ve manâsını Allahtan başka kimsenin bilmediği âyetlerin var olduğu” gibi abes ve bir o kadar da tehlikeli ve yanlış bir sonuç ortaya çıkarmıştır! Oysa ki, bilindiği üzere Kur’an’ın bizzat kendisi, baştan sona, anlaşılmak ve anlatılmak için indirildiğini söyleyen, insanları kendisi üzerinde düşünmeye ve anlamaya çağıran âyetlerle doludur.

…

Şu âyetlerde, Hz. Yûsufun rüya te’vil etmediği, rü’yanın te’vilini haber verdiği açıkça görülür:

“O iki delikanlı dediler ki: ‘Ey Yûsuf! Rüyamızın te’vilini bize haber ver!’... ... Yusuf dedi: ‘Adınıza ayrılan yemek size gelmeden önce, mutlaka onun te’vilini (gerçeklik ve vukûunu) size haber vereceğim/bildireceğim.” (12/36, 37)

 

Görüldüğü üzere her iki âyette de: “Nebbi’nâ bi te’vîlihi” ve “Nebbe’tukumâ bi te’vîlihî” deniliyor; fakat: “Evvilhu lenâ” ve “Evveltu lekumâ te’vîlehû” gibi bir ifade kullanılmıyor; bu ise, rüyanın te’vil edilmeyeceğini, ancak rüyanın te’vilinin haber verilebileceğini belirtir. Kur’an-ı Kerimde, yine rüya ile ilgili olarak geçen ve bizim Türkçede kullandığımız ta’bir kelimesinin yerine kullanılan ta’burûn kelimesine gelince, işbu ta’burûn kelimesi (fiili), “Rüyayı ta’bir etmek, rüyanın neye çıkacağını (yani te’vilini) söylemek ve rüyayı yorumlamak” demektir. Nitekim âyette şöyle denilir:

 

“Hükümdar dedi ki: ‘...Ey saygın topluluk! Eğer sizler rüya tabir ediyorsunuz, o halde rüyamla ilgili bana bilgi veriniz!: Eftûnî fi ru’yâye in kuntum li’rru’yâ ta’burûn!’ Onlar dediler ki: ‘Bunlar karmakarışık düş’lerdir. Biz böyle düş’lerin te’vîlini bilmeyiz: Kaalû ad-âsu ahlâm ve mâ nahnu bite’vîli’l-ahlâmi bi âlimîn.” (12/43, 44)

 

Görüldüğü gibi, yorum ve ta’bir karşılığında Kur’an-ı Kerim’de kullanılan kelime, te’vil değil; a-b-r kökünden türeyen ta’burûn kelimesidir. Dikkat edilirse, âyette, kral, yorumcularına: “Rüyamı te’vil edin!” demiyor; fakat: “Madem rüya ta’bir ediyorsunuz; o halde benim rüyam hakkında bana bilgi verin!” derken, kralın yorumcuları da: “Biz karmakarışık düşlerin te’vilini bilmeyiz!” diyorlar; yani onlar da, rüya te’vil etmek’ten değil, rüyanın te’vilini bilip bilmemek’ten bahsediyorlar. Bütün bunlar, te’vil ile ta’bir’in farklı şeyler olduğunu; te’vil’in: rüyanın gerçekleşmesi, ta’bir’in ise: rüyanın çözümlenme ve yorumlanması anlamında olduğunu açıkça göstermektedir.

(KUR’ANDA TEMEL İKİ KAVRAM: TE’VİL VE MÜTEŞABİH - Prof. Dr. Yusuf IŞICIK)