← Kur’an Yazıları

Kur’an ve Edebiyat

Kur’an’ın metin türü, mucize oluşu ve meydan okuması üzerine

“Kur’ân-ı Kerim, eşsiz (mucize) olduğunu iddia etmekte ve kendisi gibi edebî bir eser ortaya koymaları için rakiplerine meydan okumaktadır.”

Alıntıladığım bu cümlede Kur’an’ın “edebî bir eser / metin” olduğu bilgisi var. Bu bilgiyi DergiPark’taki birçok makalede gördüm. Bu konuyla ilgili kitaplar da yazılmış.

Bu alıntı cümlesinden üç başlık çıkarılabilir:

  • A) Kur’an’ın Metin Türü
  • B) Kur’an’ın Mucize Oluşu
  • C) Kur’an’ın Meydan Okuması

A) Kur’an’ın Metin Türü

Kur’an’ın metin türünü belirlemeden önce metin türleriyle ilgili kısa bilgi aktarmak yararlı olacaktır. Önce 9. sınıf edebiyat konularından “Metinlerin Sınıflandırılması”nın ana başlıklarına bakalım: İşlevleri, yazılış amaçları ve gerçeklikle ilişkileri bakımından sınıflandırılan metinler, iki gruba ayrılır:

1- Öğretici Metinler

Bilgi ve haber vermek, ikna etmek, kanıları değiştirmek, uyarmak, düşündürmek, yönlendirmek, tanıtmak gibi amaçlarla yazılan metinlere öğretici metin denir.

2- Edebî (sanatsal, kurmaca) Metinler

Dünyasal gerçekliklerin değiştirilerek, yorumlanarak aktarılmasıyla oluşan ve okuyucuda estetik zevk uyandırmak amaçlı düzenlenen kurmaca metinlere de sanatsal (edebî) metin denir. (Bu konunun tablo hâlindeki ayrıntısı, ilgili kaynaklarda görülebilir. Ben bu sınıflandırmayı 2005 yılında, Türk Dili ve Edebiyatı Öğretim Programı değiştiği için, yirmi yıllık öğretmenken öğrendim.)

Bu iki başlığa göre Kur’an, kurmaca olmadığı için edebî metin değil; öğretici metindir! Yukarıdaki tanımlardan sonra (öğretici ve edebî metin tanımları) ortaya koyduğum bu iddiamı daha güçlü kılmak adına bazı açıklamalarım var:

Kur’an’da bugünkü anlamıyla edebiyat sözünün karşılığı olabilecek iki kelime var: Şiir ve esatir. Allah, müşriklerin yakıştırmalarına cevap olarak Kur’an’ın şiir ve esatir olmadığını şiddetle belirliyor. Bu şu demektir: Kur’an edebiyat / edebî metin değildir. Öyleyse yazılan onca eserde Kur’an’ın edebiyatla alakası nasıl kurulmuş?

Bu soruyu mantıkla ve doğru cevaplayabilmek için önce edebiyat kelimesinin kısa tarihçesine bakalım:

1880’li yıllara kadar edebiyat kavramını “şiir” ve “inşa” kelimeleri karşılamaktaydı. Önce İbrahim Şinasi, 1860’larda “iyi ahlak öğretme amacıyla ortaya konulan ürünler” diye tanımlar edebiyatı. Ve bu şekilde edeb öğretenlere de “edib” adı verilir. Bu yıllarda Namık Kemal de ‘edebiyat’ sözünü bu anlamıyla birkaç yazısında kullanmış. Edebiyat kelimesi bugünkü anlamına ilk olarak Recaizade Mahmut Ekrem’in ‘Talim-i Edebiyat’ (1882) adlı eseriyle kavuşur.

Bu sözün kökü Arapça “edep” olmasına rağmen edebiyat, Türkçede doğmuş ve Türkçede yaşamaya devam etmektedir. Bu açıklamalardan sonra ilgili soruyu şöyle cevaplandırabilirim:

  • 19. yüzyılın sonlarında bizde doğan Edebiyat sözü, belki yüzyıllardır kullanılan fesahat ve belagat sözleriyle karıştırıldığı için ‘Kur’an-edebiyat ilgisi’nden bahsedilir olmuş.
  • Edebiyat sözünün doğumuna kadar şiir bizde, bağımsızdı. Roman ve hikâye gibi şiir de sonradan edebiyatın bir türü olmuştur.
  • Kur’an’ın iniş yıllarında Araplarda da şiir bağımsızdı. Esatir de (mit, masal, destan, efsane) bağımsız bir türdü.

Bazı alıntılar üzerinden Kur’an’ın edebî metinle (edebiyatla) nasıl ilişkilendirildiğini örneklendirmek istiyorum:

«Gerçek olan şu ki dini metinler, öncelikle edebî metinlerle çok benzer niteliklere sahiptir. Çünkü bu metinler, muhatap üzerindeki etkilerini, büyük ölçüde üslup ögeleri ile şiirsel ya da anlatısal nitelikli dilsel form çerçevesinde icra ederler.»

Bu alıntıdaki ifadelere hiç katılmıyorum. Bir dinî metin olan Kur’an, özellikle amacı bakımından, edebî metinlere hiç benzemez. Çünkü edebî metin yazanların amacı, ahenkli sözlerle ve söz sanatlarıyla şov yapmaktır. Öğretici metinlerin ise -Kur’an da bir öğretici metindir- bilgi ve haber aktarmanın yanı sıra kanıları değiştirmek, uyarmak, düşündürmek, yönlendirmek, tanıtmak gibi amaçları vardır.

Kur’an’daki kafiye ve söz sanatlarına bakarak Kur’an’a edebî metin diyemeyiz. Çünkü kafiye ve söz sanatları sadece edebî metinlere has değildir. Özellikle söz sanatları, konuşma dilinde bile sıkça başvurulan ve iletişimi kolaylaştıran ögelerdir.

«Ancak bir dilde ifade biçimi de dil kadar önemlidir. Bizzat Kur’an’da güzel söze “Kendileri hakkında etkili ve güzel söz söyle” gibi ayetlerle bir önem atfedilmiştir. Bundan dolayı Kur’an’da hiçbir beşerin beceremeyecek derecede üstün ve incelikli bir üslup kullanılmıştır. Kur’an, doğruya ulaştırmak için bazen akli delilleri kullanmış, bazen insanların ders çıkarmaları için tarihi olay ve kıssalara temas etmiştir. Hatta bazen kullandığı üstün edebî yapısıyla etkilemeye çalışmıştır. Öyle ki edebî yönden çok ileri bir seviyede olan ilk muhatapları, onun edebî esintisi karşısında susmuş ve bir benzerini meydana getirmeleri konusundaki meydan okumasına karşı acziyet içerisinde kalmış ve hiçbir karşılık verememişlerdir. Kur’an, her konuda onlara galip geldiği gibi belagatıyla da üstünlüğünü ortaya koymuştur.»

Söz sanatlarına, edebî metinlere has bir uygulama imiş gibi edebî sanat dersek birçok yanlış değerlendirmenin de kapısını aralamış oluruz. Bu alıntı metin, bu yanlış değerlendirmelerin bir örneğidir. Söz sanatlarıyla ilgili son yıllarda yazılan yazılara baktığımızda ‘edebî sanat’ sözünü kullananların sayısının gitgide azaldığını görürüz.

B) Kur’an’ın Mucize Oluşu

‘Kur’an, kurmaca olmadığı için edebî metin değil; öğretici metindir!’ demiştik.

Bu noktada Kur’an’ın mucizeliği ile ilgili iddiamı dillendireyim:

Kur’an’ın mucizeliği (insanı aciz bırakması) onun dil ve anlatımında değil, onda anlatılanlardadır.

Kur’an’ın dil ve anlatımındaki ‘söz sanatları’na ve ‘ahenk unsurları’na bakarak onu ‘edebî metin’ diye adlandırmak onun anlamını ikinci plana bırakmak olur. Kur’an’ın mucizeliğini, anlamında değil de onun söz diziminde aramak hatta bir kuruntuyla büyülü ve şifreli kelimeler arayışına girmek, Kur’an’daki mucizeyi bence ıskalamak olur.

Kur’an sözlerinin dizilişinde ve kelimelerinin tekrarında (o ki Allah sözüdür) bazı matematiksel ölçüler de olabilir. Cifir-ebced gibi yollara sapmamak kaydıyla Kur’an’dan bazı matematiksel tespitler de yapılabilir.

“Bir tarikat meclisinde 7. surenin 4. ayetinin 7.4 şiddetindeki depreme işaret ettiği konuşulmuş.” Bu kadar da olmamalı yani!..

Duha ayetlerindeki simetrik bağlantıya (6. ayet – 9. ayet / 7. ayet – 10. ayet / 8. ayet – 11. ayet) ve Felak suresinin 2, 3, 4 ve 5. ayetlerindeki genelden özele dikey bağlantıya hayran olmamak elde değil.

Bütün bunlarla birlikte «Kur’an’ın mucizesi anlamındadır.» diyorum. Çünkü insanı aciz bırakan Kur’an’ın biçimsel özellikleri değil, onun içeriğidir.

Arapçayı hakkıyla bilmeyenler, Kur’an’ın dil ve anlatım özelliklerini de hakkıyla bilemezler. Kur’an’ın mucizesi dil ve anlatımında olsaydı, bu mucizeyi ancak Arapçayı hakkıyla bilenler anlayabilecekti. Dünyadaki Müslümanların kaçta kaçı Arapçayı hakkıyla biliyorlar acaba?

Kur’an’ın anlamıyla buluşmadan onun mucizesiyle buluşamayız. Bundan dolayı da ‘anlam’sız Kur’an okumayı (öğrenme ve ezber gibi çalışmalar hariç) anlamsız buluyorum.

Kur’an; dil ve anlatımıyla değil, anlattıklarıyla mucizedir.

Geçmişten günümüze Kur’an’ın hangi bakımlardan mucize olduğu meselesi birçok âlim tarafından ele alınmış ve çeşitli görüşler ve yorumlarla açıklanmaya çalışılmıştır:

  • Kur’an’ın mucizelik yönlerinin üç olduğu
  • Kur’an’ın mucizelik yönlerinin yedi olduğu (SAİD NURSÎ – İşârâtu’l-İ’câz)
  • Kur’an’ın mucizelik yönlerinin kırk olduğu (SAİD NURSÎ – 25. söz)

Kur’an mucizesiyle ilgili üç teori

sarfe: Allah’ın engellemesi (NAZZAM)
ta’azzur: Acziyeti itiraf edip özür dileme (KADI ABDÜLCEBBAR)
nazım: dil ve anlatım (fesahat ve belagat) yönüyle (CAHİZ)

Abdulkâhir el-Cürcânî “nazım teorisi”ni önemsemekle birlikte asıl mucizenin anlamda olduğunu savunmuştur.

“Hocam bu şiir bal gibi bir şiir ya! Hayatımda hiçbir şairin şiirinden bu kadar lezzet almadım. Bu şiir beni şok etti, Türk Edebiyatı'nda bu kadar güzel şiirler olduğunu pek bilmiyordum. Nazım Hikmet, Attila İlhan ve Yahya Kemal Beyatlı benim en sevdiğim şairlerdi. Bu kez Sezai Karakoç'un Mona Rosa şiirini üç kez tekrar tekrar mahallemdeki parkta seslice okudum. Okudukça duygusallaştım, şiirin içine girdim ve şairin bir âşık olduğunu anladım.”

Buradaki kişinin Mona Rosa’dan bu denli etkilenmesi, sanat eserlerinin güçlü etkisine güzel bir örnek. Bir sanat eseri -hangi çeşit olursa olsun (şiir, resim, müzik vb.)- ilgilisini mutlaka etkiler.

Böyle sanatsal ürünler bizi sadece etkiler. Sanatçı güzel yazmış, güzel çizmiş, güzel bestelemiş deriz; geçeriz. Bu etkilemenin / etkilenmenin ötesi yoktur. Sanatçının da daha ileri bir amacı yoktur zaten.

“Hz. Peygamberin mucizesi sadece vaki olduğu anda müşahede olunan maddi mucize değildir. Şayet böyle olsaydı Rasulullah ahirete göçünce algıya dayalı mucize de sona ermiş olur ve ondan sonra gelenler artık bu mucizeyi göremezdi. Algıya bağlı mucize kıyamete kadar hüküm sürecek türden bir risaletle uyumlu değildir. Kur'an-ı Kerim tüm insanlara hitap eden mucizedir. Bu nedenle Hz. Peygambere daha önceki hissî mucizeler türünden mucize gelmemiştir.”

“Kur’an mucizesini anlatan klasik kaynaklar genellikle onun eşsiz edebî ve özlü anlatımları üzerinde odaklanmaktadır. Oluşan kapsamlı literatürün Kur’an’ın bu yönü üzerindeki ısrarlı vurgusu bazen onun diğer meydan okumalarının göz ardı edilmesine yol açabilmektedir. Hatta bu aşırı vurgu Kur’an’ın meydan okumasının dil alanına hasredilmesine ve sadece bundan ibaret görülmesine de neden olmaktadır. Bu yaklaşımın Müslümanlar arasındaki aşırı lafızcı eğilimleri de beslediğini söylersek abartmış olmayız. Kimilerinin her gün vecd ile Kur’an kıratı dinlediği hâlde manasından bihaber olmasını nasıl açıklayabiliriz?”

Hüseyin Aydın’ın alıntı yaptığım bu makalesi, benim iddialarımı yıllar öncesinde (2010) ortaya koymuş. Sadece bazı terimleri daha yerinde ve günümüzdeki karşılıklarıyla kullanmaya ihtiyaç var. Kur’an’la ilgili iddiası olan araştırmaların muhatabı sadece akademisyenler değil bütün Müslümanlardır ve bunun için de bu çeşit makalelerin dilinin daha anlaşılır olması gerekir, diye düşünüyorum.

Prof. Dr. Hüseyin AYDIN şimdi Konya Selçuk Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi Öğretim Üyesi (Mayıs-2022)

C) Kur’an’ın Meydan Okuması

Kur’an’a uydurma (insan sözü) diyenler; ilgili ayetlere göre; (Tur-33,34 · Hud-13 · Bakara-23,24 · İsra-88)

  • Kur’an’ın bir benzerini yazamazlar,
  • Kur’an surelerine benzeyen on sure yazamazlar,
  • Kur’an sözlerine benzeyen bir sure yazamazlar.

Kur’an’ın bu meydan okuyuşu, daha çok içerik yönündendir. Biçim ve içerik tabii ki birbirini bütünler ama asıl olan daima içeriktir.

Kur’an’ın bu meydan okuyuşunu nasıl anladığımı, şu konular üzerinden açıklamak istiyorum:

  1. Yaratıcı, yaratılış ve yaratılmışlar bilgisi,
  2. Geçmiş ve gelecek bilgisi. (Bu iki madde daha farklı düzenlenebilir veya geliştirilebilir.)

1- Yaratıcı, yaratılış ve yaratılmışlar bilgisi açısından Kur’an mucizesi

Allah’ı (cc) tanımayanların hatta tanımak istemeyenlerin onu tanıtacak sözleri olamaz. O aşkın varlığın tam insanın anlayacağı şekilde tanıtıldığı tek kaynak Kur’an’dır.

Her şeyi yaratan, nasıl ve niçin yarattığını bilen sadece Allah (cc) olduğu için bu konuda Allah’ın bildirdiklerinin dışında hiçbir şey bilmeyen insanların Kur’an benzeri bir metin oluşturması da mümkün değildir.

2- Geçmiş ve gelecek bilgisi açısından Kur’an mucizesi

Bize geçmişi anlatan tarih vardır. Tarihî metinler de öğreticidir. Tarihin verdiği bilgilerin Kur’an gerçekliğini yakalaması mümkün değildir. Tarihin olduğu yerde rivayet ve belgeler olmak zorundadır.

İnsanoğlunun gelecekle ilgili yazdıklarına baktığımızda ise varsayıma dayanan, hayal ürünü, kurmaca metinler görürüz. Bilim kurgu eserlerini, (filmler, kitaplar) bu grupta değerlendirebiliriz. Gelecekle ilgili yüzde yüz doğru olan sözleri ise sadece Kur’an’da görebiliriz.

İşte Kur’an geçmiş ve gelecekten bahseden yönleriyle mucizedir, insanları aciz bırakır. Bütün insanlar ve cinler iş birliği yapıp geçmiş ve gelecekle ilgili Kur’an benzeri bir metin oluşturmaya kalkışsınlar, (kalkışamazlar ya...) acizliklerinin hemen farkına varırlar; bu konuda kalem bile oynatamazlar.

Dinî Edebiyat

Dinî metin veya dinî eser adlandırmasını yerinde ve güzel bulduğum hâlde ‘dinî edebiyat’ sözüne bir türlü ısınamadım. Gerekçelerim şunlar:

  1. Bazı dinî çevreler, bazı dinsel ögelere yer verilen edebî metinlerde anlatılanları gerçekmiş gibi, yaşanmış gibi kabul ediyor: Mevlit örneğinde olduğu gibi.
  2. Kur’an kıssalarındaki kişilerin kurmaca metinlerde kullanılması, bilgi karmaşasına yol açıyor: Yusuf ü Züleyha, Hızır örneklerinde olduğu gibi.
  3. Kur’an’da bahsedilen ya da Hz Muhammet’in (a.s.) hayatında yer almış olan/yer aldığı söylenen bazı insan dışı varlıklara (hüdhüd, hurma kütüğü vb.) edebî metinlerde ‘iradeli varlık’ muamelesi yapılıyor. Gerçi bu durum kurmaca metinlerin doğasında var. Böyle metinlerden de İslam’ın ilkelerine uymayan mesajlar çıkarılıyor.

‘Dinî edebiyat’ söylemi nasıl yanlışsa (bana göre) dinî müzik, dinî resim, dinî dans gibi adlandırmalar da yanlıştır. Bir uygulama -hangi alanla ilgili olursa olsun- dinin ilkelerine aykırı değilse bizdendir, bizimdir.

Tasavvuf, dinin dışında bir kültürel alan olduğu için tasavvuf edebiyatı adlandırmasına bir sözüm yok. Ya da o alanda yapılan yanlışlar dini bağlamaz, diyebilirim.

“Kur’an edebiyat değil, hayattır. Dolayısıyla ona bir düşünce tarzı değil, bir yaşama tarzı olarak bakılmalıdır. Ben bir Müslümanım ve öyle kalacağım. Kendimi dünyadaki İslâm davasının bir neferi olarak telakki ediyorum ve son günüme kadar da böyle hissedeceğim.

Çünkü İslam benim için güzel ve asil olan her şeyin diğer adı; dünyadaki Müslüman halklar için daha iyi bir gelecek vaadinin ya da umudunun, onlar için onurlu ve özgür bir hayatın, kısacası benim inancıma göre uğrunda yaşamaya değer olan her şeyin adıdır.’

Ey teslimiyet, senin adın İslam'dır!"

MAYIS-2022

Cezmi GENÇTEN
Samsun Aziz Atik Fen Lisesi
Türk Dili ve Edebiyatı Öğrt.

(Temmuz 2023’te emekli oldum.)