أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
Türkçe Deyim

(bir şeye) kanaat getirmek

(bir şeye) kanaat getirmek Deyim kanmak, aklı yatmak, inanmak.

— Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü

İlgili Deyimler

Deyimin Geçtiği Ayet/Ayetler

2/Bakara-1
الٓمٓ ۚ

Elif, lam, mim

2/Bakara-2
ذٰلِكَ الْكِتَابُ لَا
Bu kelime "kuşku yok " deyiminde vurgulanmış
رَيْبَۚۛ
Bu kelime "kuşku yok " deyiminde vurgulanmış
ف۪يهِۚۛ هُدًى
Bu kelime "yol göstermek " deyiminde vurgulanmış
لِلْمُتَّق۪ينَۙ

İşte Kitap!.. Onda asla kuşku yok. O, muttakiler için yol göstericidir...

2/Bakara-3
اَلَّذ۪ينَ يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ وَيُق۪يمُونَ الصَّلٰوةَ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَۙ

Onlar gaibe inanırlar ve namazı ikame ederler. Rızık olarak verdiklerimizden infak ederler.

2/Bakara-4
وَالَّذ۪ينَ يُؤْمِنُونَ بِمَٓا اُنْزِلَ اِلَيْكَ وَمَٓا اُنْزِلَ مِنْ قَبْلِكَۚ وَبِالْاٰخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَۜ

Sana indirilene de senden önce indirilenlere de inanırlar, ahirete de kesin kanaat getirirler.

2/Bakara-5
اُو۬لٰٓئِكَ عَلٰى هُدًى
Bu kelime "yol göstermek " deyiminde vurgulanmış
مِنْ رَبِّهِمْ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ
Bu kelime "felah bulmak " deyiminde vurgulanmış

İşte, Rableri tarafından yol gösterilenler ve felah bulanlar onlardır.

2/Bakara-117
بَد۪يعُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَاِذَا قَضٰٓى اَمْراً فَاِنَّمَا يَقُولُ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ

Gökleri ve yeri bir örneğe dayanmadan yaratan odur. Bir şeyin olmasına istediğinde ona "ol" der, o da oluverir.

2/Bakara-118
وَقَالَ الَّذ۪ينَ لَا يَعْلَمُونَ لَوْلَا يُكَلِّمُنَا اللّٰهُ اَوْ تَأْت۪ينَٓا اٰيَةٌۜ كَذٰلِكَ قَالَ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْ مِثْلَ قَوْلِهِمْۜ تَشَابَهَتْ قُلُوبُهُمْۜ قَدْ بَيَّنَّا الْاٰيَاتِ لِقَوْمٍ يُوقِنُونَ

Bilgisizler, dediler ki “Allah bizimle konuşmalı veya bize de bir ayet gelmeli değil miydi?” Onlardan öncekiler de onların bu söylediklerinin benzerini söylemişlerdi. Kalpleri birbirine benzedi. Biz, kanaat getirmiş bir topluluğa ayetleri apaçık gösterdik.

6/Enam-75
وَكَذٰلِكَ نُر۪ٓي اِبْرٰه۪يمَ مَلَكُوتَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَلِيَكُونَ مِنَ الْمُوقِن۪ينَ

Böylece göklerin ve yerin hâkimiyetinin delillerini, tam bir kanaat getirmesi için gösterdik.

13/Ra'd-2
اَللّٰهُ الَّذ۪ي رَفَعَ السَّمٰوَاتِ بِغَيْرِ عَمَدٍ تَرَوْنَهَا ثُمَّ اسْتَوٰى
Bu kelime "eline almak " deyiminde vurgulanmış
عَلَى الْعَرْشِ وَسَخَّرَ
Bu kelime "yararlı kılmak " deyiminde vurgulanmış
الشَّمْسَ وَالْقَمَرَۜ كُلٌّ يَجْر۪ي
Bu kelime "akıp gitmek " deyiminde vurgulanmış
لِاَجَلٍ
Bu kelime "zamanı dolmak " deyiminde vurgulanmış
مُسَمًّىۜ
Bu kelime "zamanı dolmak " deyiminde vurgulanmış
يُدَبِّرُ
Bu kelime "çekip çevirmek" deyiminde vurgulanmış
الْاَمْرَ يُفَصِّلُ الْاٰيَاتِ لَعَلَّكُمْ بِلِقَٓاءِ رَبِّكُمْ تُوقِنُونَ

Gökleri herhangi bir destek olmadan yükselten, sonra kâinatın idaresini eline alan Allah'tır. Güneşi ve ayı da yararlı kıldı. (Bunların) hepsi zamanı dolana kadar akıp gitmektedir. İşleri çekip çeviren odur. Ve Rabb’inize kavuşacağınıza kesin kanaat getiresiniz diye ayetleri de ayrıntılı olarak açıklıyor.

27/Nemil-3
اَلَّذ۪ينَ يُق۪يمُونَ الصَّلٰوةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكٰوةَ وَهُمْ بِالْاٰخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ

Öyle ki namazı ikame ederler, zekâtı verirler. Onlar ahirete de tam kanaat getirenlerin ta kendileridir.

31/Lokman-4
اَلَّذ۪ينَ يُق۪يمُونَ الصَّلٰوةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكٰوةَ وَهُمْ بِالْاٰخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَۜ

Öyle ki namazı ikame ederler, zekâtı verirler. Onlar ahirete de tam kanaat getirenlerin ta kendileridir.

32/Secde-12
وَلَوْ تَرٰٓى اِذِ الْمُجْرِمُونَ نَاكِسُوا
Bu kelime "baş eğmek" deyiminde vurgulanmış
رُؤُ۫سِهِمْ
Bu kelime "baş eğmek" deyiminde vurgulanmış
عِنْدَ رَبِّهِمْۜ رَبَّـنَٓا اَبْصَرْنَا وَسَمِعْنَا فَارْجِعْنَا
Bu kelime "geri dönmek " deyiminde vurgulanmış
نَعْمَلْ صَـالِحاً اِنَّا مُوقِنُونَ

Keşke, mücrimlerin Rablerinin huzurunda baş eğerek “Ey Rabbimiz! (Şimdi) görmüş ve duymuş olduk. Öyleyse bizi geri döndür ki doğru ve yararlı işler yapalım. Artık kesin kanaat getirdik!” dedikleri zaman (ki hâllerini) bir görsen!

45/Casiye-3
اِنَّ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ لَاٰيَاتٍ لِلْمُؤْمِن۪ينَۜ

Kuşkusuz ki göklerde ve yerde, inananlar için ayetler vardır.

45/Casiye-4
وَف۪ي خَلْقِكُمْ وَمَا يَبُثُّ مِنْ دَٓابَّةٍ اٰيَاتٌ لِقَوْمٍ يُوقِنُونَۙ

Sizin yaratılışınızda ve yeryüzüne yaydığı canlıların yaratılışında, tam kanaat getirenler için ayetler vardır.

45/Casiye-5
وَاخْتِلَافِ
Bu kelime "yakın takibe almak " deyiminde vurgulanmış
الَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَمَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ مِنَ السَّمَٓاءِ مِنْ رِزْقٍ فَاَحْيَا بِهِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا وَتَصْر۪يفِ الرِّيَاحِ اٰيَاتٌ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ
Bu kelime "aklını kullanmak " deyiminde vurgulanmış

Gece ile gündüzün birbirini yakın takibe almasında, Allah'ın gökten indirmiş olduğu rızıkta ve onunla ölümünden sonra yeri diriltmesinde, rüzgârları değişik yönlerden estirmesinde, aklını kullanan bir kavim için ayetler vardır.

45/Casiye-6
تِلْكَ اٰيَاتُ اللّٰهِ نَتْلُوهَا عَلَيْكَ بِالْحَقِّۚ فَبِاَيِّ حَد۪يثٍ بَعْدَ اللّٰهِ وَاٰيَاتِه۪ يُؤْمِنُونَ

Bunlar, Allah'ın, sana hak üzere okuduğumuz ayetleridir. Öyleyse onlar, Allah'tan ve ayetlerinden sonra hangi söze inanacaklar?

74/Müddessir-31
وَمَا جَعَلْنَٓا اَصْحَابَ النَّارِ اِلَّا مَلٰٓئِكَةًۖ وَمَا جَعَلْنَا عِدَّتَهُمْ اِلَّا فِتْنَةً لِلَّذ۪ينَ كَـفَرُواۙ لِيَسْتَيْقِنَ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْـكِتَابَ وَيَزْدَادَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا ا۪يمَاناً وَلَا
Bu kelime "kuşku beslemek (duymak) " deyiminde vurgulanmış
يَرْتَابَ
Bu kelime "kuşku beslemek (duymak) " deyiminde vurgulanmış
الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْـكِتَابَ وَالْمُؤْمِنُونَۙ وَلِيَقُولَ الَّذ۪ينَ ف۪ي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ
Bu kelime "gizli din taşımak" deyiminde vurgulanmış
وَالْـكَافِرُونَ مَاذَٓا اَرَادَ
Bu kelime "demek istemek " deyiminde vurgulanmış
اللّٰهُ بِهٰذَا مَثَلاًۜ كَذٰلِكَ يُضِلُّ
Bu kelime "dalalete düşmek " deyiminde vurgulanmış
اللّٰهُ مَنْ يَشَٓاءُ وَيَـهْد۪ي
Bu kelime "hidayete ermek" deyiminde vurgulanmış
مَنْ يَشَٓاءُۜ وَمَا يَعْلَمُ جُنُودَ رَبِّكَ اِلَّا هُوَۜ وَمَا هِيَ اِلَّا ذِكْرٰى لِلْبَشَرِ۟

Biz o ateşin muhafızlarını sadece melekler(den) yaptık. Sayılarını da sırf kâfirler için bir imtihan sebebi yaptık. Böylece kendilerine kitap verilenler kesin kanaat getirsin; mü’minlerin güveni artsın. Kendilerine kitap verilenler ile mü’minler kuşku duymasınlar. Kalplerinde gizli din taşıyanlar ile kâfirler de “Allah, bu misalle ne demek istedi?" desinler. Böylece Allah, dilediğini dalalete düşürür; dilediğini de hidayete erdirir. Allah’ın ordularını kendi dışında kimse bilmez. Bu ise bir beşer için sadece hatırlatmadır.

Bu sayfa yardımcı oldu mu?

Geri bildiriminiz için teşekkürler!
Güncelleme: 02.02.2026
Paylaş: