zekât vermek
zekât vermek Deyim Müslümanlıkta, sahip olunan mal ve paranın kırkta birlik payını sadaka olarak dağıtmak. ("Kırkta bir" diye sir sınırlama yoktur.)
İlgili Deyimler
Deyimin Geçtiği Ayet/Ayetler
Namazı ikame edin, zekâtı verin ve rükû edenlerle birlikte siz de rükû edin.
Namazı ikame edin ve zekâtı verin. Kendiniz için önceden ne gönderirseniz Allah katında onu bulursunuz. Allah, yaptıklarınızı görmektedir.
İyilik yüzlerinizi doğuya veya batıya çevirmeniz değildir. Ancak iyilik; Allah'a, ahiret gününe, meleklere, Kitap'a ve nebilere iman eden; onun sevgisi ile malı yakınlara, yetimlere, miskinlere, yolda kalana, dilenenlere ve esirlere veren; namazı kılan; zekâtı veren; söz verdiğinde sözünü tutan; darlıkta, hastalıkta ve savaşın kızıştığı anda sabreden kimselerin yaptıklarıdır. İşte bunlar doğru olanlardır. Takva sahibi olanlar da bunlardır.
İman edip iyi işler yapan, namazı ikâme eden ve zekât verenler var ya, onların mükâfatları Rableri katındadır. onlar, korkuya kapılmazlar ve hüzün duymazlar.
Kendilerine; ellerinizi savaştan çekin, namazı ikame edin ve zekâtı verin denilen kimseleri görmedin mi? Sonra onlara savaş yazılınca içlerinden bir gurup hemen Allah'tan korkar gibi, hatta daha fazla bir korku ile insanlardan korkmaya başladılar da “Rabbimiz! Savaşı bize niçin yazdın! Bizi yakın bir süreye kadar ertelesen olmaz mıydı?” dediler. Onlara şöyle de: “Dünya malı önemsizdir, Allah'tan korkanlar için ahiret daha hayırlıdır ve siz (orada) tırnak kadar bile mağdur olmazsınız.”
Fakat onlardan ilimde derine inenlere, sana indirilene ve senden önce indirilene iman eden müminlere, namazı ikame edenlere, zekât verenlere ve Allah'a ve ahiret gününe iman edenlere, elbette büyük bir ecir vereceğiz.
Haram aylar çıkınca müşrikleri nerede bulursanız öldürün. (Veya) onları yakalayın ve hapsedin. (Bunun için de) geçecekleri bütün yolları tutun. Fakat tövbe ederler, namazı ikame ederler ve zekâtı verirlerse onları yollarında rahat bırakın. Allah mutlak gafurdur, rahimdir.
Fakat tövbe ederler, namazı ikame ederler ve zekât verirlerse artık onlar dinde kardeşlerinizdir. Biz kıymetini bilen bir topluluk için ayetleri ayrıntıya inerek açıklıyoruz.
İnanan erkekler ve inanan kadınlar birbirlerinin dostlarıdır. İyiliği kendilerine iş edinirler ve kötülükten sakındırırlar; namazı ikame ederler, zekâtı verirler; Allah ve elçisine itaat ederler. İşte onlara Allah rahmet edecektir. Allah, mutlak güçlü olandır; hükmü geçendir.
Onlar öyle kimselerdir ki şayet kendilerine arzda imkân (yetki) versek namazı ikame ederler, zekât verirler; iyiliği iş edinip kötülükten sakındırırlar. Bütün işlerin sonu Allah’a aittir.
Allah yolunda, ona layık olacak şekilde gayret gösterin. O, sizi seçkin kıldı. Dinde üzerinize bir zorluk yüklemedi. Öyleyse atanız İbrahim’in dinine uyun. Çünkü O, “elçi size şahitlik etsin siz de insanlığa şahitlik edin.” diye önceki dönemlerde ve bu Kuran’da size “Müslüman” adını verdi. Öyleyse namazı kılın, zekâtı verin ve Allah’a sımsıkı bağlanın. Zira sizin Mevla’nız Allah’tır. O, ne güzel Mevla ve o ne güzel yardımcıdır.
Onlar zekât vermek için çalışırlar.
Namazı ikame edin, zekâtı verin. Ve Rasul'e itaat edin. Umulur ki merhamet edilirsiniz.
İnsanların mallarında artış olsun diye verdiğiniz faiz, Allah katında artmaz. Allah'ın rızasını isteyerek verdiğiniz zekât böyle değildir. Zekât veren kimseler, (dünyada mallarının bereketini, ahirette ise sevaplarını) kat kat artıranlardır.
Onlar, zekâtı vermeyenler ve ahireti inkâr edenlerdir.
Gizli konuşmanızdan önce sadaka vermekten ürktünüz mü? Çünkü yapmadınız, Allah sizin tövbelerinizi kabul etti. Şu hâlde namazı ikame edin, zekât verin ve Allah'a ve onun elçisine itaat edin. Allah, amellerinizden haberi olandır.
Senin ve bazı arkadaşlarının, gecenin ya üçte ikisine yakın bölümünü ya yarısını ya da üçte birini uyanık/ayakta geçirdiğini Rabbin biliyor. Gecenin ve gündüzün sürelerini yaratan ve belirleyen Allah'tır. O, sizin buna dayanamayacağınızı bildiği için yükünüzü hafifletti (farz kılmayıp onu kolaylaştırdı). Onun için Kur'an'dan kolayınıza geldiği kadar okuyun. Aranızda hastalar olacağını, bir bölümünüzün Allah'ın lütfettiği geçim payını elde edebilmek için yeryüzünde oradan oraya koşacağını, bir bölümünüzün de onun yolunda savaşacağını Allah biliyor. Öyleyse ondan kolayınıza gelecek kadar okuyun. Namazı ikame edin ve zekâtı verin. Allah'a gönül hoşluğu ile farz olandan başka hayırlar ve infaklar da yapın. Çünkü hayır olarak ne yaparsanız onu Allah yanında, daha kıymetli ve mükâfatı daha büyük olarak bulacaksınız. Ve Allah'tan bağışlanmanızı dileyin. Hiç kuşkusuz, Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
Kitap verilmiş olanlar, kendilerine o açık kanıt geldikten sonra birbirine düştüler.
Oysa onlar, dininde ona gönül bağlayan hanifler olarak sadece Allah'a kul olmak, namazı ikame etmek ve zekât vermekten başka bir şeyle emrolunmamışlardı. İşte kaim olan din de budur.
Kitap ehlinden ve müşriklerden olan kâfirler, sürekli olarak cehennem ateşinde olacaklardır. Onlar, yaratılmışların en şerlileridir.
Bu sayfa yardımcı oldu mu?