أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
Türkçe Deyim

hüküm vermek

hüküm vermek Deyim 1) bir karara varmak;

— Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü

İlgili Deyimler

Deyimin Geçtiği Ayet/Ayetler

2/Bakara-32
قَالُوا سُبْحَانَكَ لَا عِلْمَ لَنَٓا اِلَّا مَا عَلَّمْتَنَاۜ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَل۪يمُ الْحَك۪يمُ

(Melekler) “Sen yücesin, bize öğrettiklerinden başka bilgimiz yoktur. Yalnızca sen bilensin; doğru hüküm verensin.” demişlerdi.

3/Aliimran-58
ذٰلِكَ نَتْلُوهُ عَلَيْكَ مِنَ الْاٰيَاتِ وَالذِّكْرِ الْحَك۪يمِ

Bu, sana okuduklarımız, her şeye hüküm veren Allah’ın öğütleri ve ayetleridir.

4/Nisa-58
اِنَّ اللّٰهَ يَأْمُرُكُمْ اَنْ تُؤَدُّوا الْاَمَانَاتِ اِلٰٓى اَهْلِهَاۙ وَاِذَا حَكَمْتُمْ بَيْنَ النَّاسِ اَنْ تَحْكُمُوا بِالْعَدْلِۜ اِنَّ اللّٰهَ نِعِمَّا يَعِظُـكُمْ
Bu kelime "öğütte bulunmak" deyiminde vurgulanmış
بِه۪ۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ سَم۪يعاً بَص۪يراً

Allah emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hüküm verdiğiniz zaman adaletle hüküm vermenizi emretmektedir. Kesinlikle Allah ne güzel öğütte bulunuyor! Kesinlikle Allah duyandır, görendir.

4/Nisa-105
اِنَّٓا اَنْزَلْـنَٓا اِلَيْكَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ لِتَحْكُمَ بَيْنَ النَّاسِ بِمَٓا اَرٰيكَ اللّٰهُۜ وَلَا تَكُنْ لِلْخَٓائِن۪ينَ خَص۪يماًۙ

(Ey Muhammed!) Biz sana Kitab’ı (Kur’an’ı) hak olarak indirdik ki insanlar arasında Allah’ın sana öğrettikleri ile hüküm veresin. Sakın hainlerin savunucusu olma.

4/Nisa-106
وَاسْتَغْفِرِ اللّٰهَۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ غَفُوراً رَح۪يماًۚ

Allah’tan bağışlanma dile! Şüphesiz ki Allah çok bağışlayandır, çok merhametlidir.

4/Nisa-170
يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ قَدْ جَٓاءَكُمُ الرَّسُولُ بِالْحَقِّ مِنْ رَبِّكُمْ فَاٰمِنُوا خَيْراً لَكُمْۜ وَاِنْ تَكْفُرُوا فَاِنَّ لِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَكَانَ اللّٰهُ عَل۪يماً حَك۪يماً

Ey insanlar! Rasul size, Rabb’inizden hakkı (gerçeği) getirdi. O hâlde, kendi iyiliğiniz için iman edin. Eğer küfranlık ederseniz bilin ki göklerdeki her şey, yerdeki her şey Allah’ındır. Allah bilendir, doğru hüküm verendir.

5/Maide-42
سَمَّاعُونَ
Bu kelime "kulak tutmak " deyiminde vurgulanmış
لِلْكَذِبِ اَكَّالُونَ
Bu kelime "haram yemek " deyiminde vurgulanmış
لِلسُّحْتِۜ
Bu kelime "haram yemek " deyiminde vurgulanmış
فَاِنْ جَٓاؤُ۫كَ فَاحْكُمْ بَيْنَهُمْ اَوْ اَعْرِضْ
Bu kelime "ilgisini kesmek" deyiminde vurgulanmış
عَنْهُمْۚ وَاِنْ تُعْرِضْ
Bu kelime "ilgisini kesmek" deyiminde vurgulanmış
عَنْهُمْ فَلَنْ
Bu kelime "zarar vermek " deyiminde vurgulanmış
يَضُرُّوكَ
Bu kelime "zarar vermek " deyiminde vurgulanmış
شَيْـٔاًۜ
Bu kelime "zarar vermek " deyiminde vurgulanmış
وَاِنْ حَكَمْتَ فَاحْكُمْ بَيْنَهُمْ بِالْقِسْطِۜ اِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ الْمُقْسِط۪ينَ

Onlar, yalana kulak tutanlardır; haram yiyicilerdir. Sana gelirlerse aralarında hüküm ver veya onlardan ilgini kes. Onlardan ilgini kesersen sana hiçbir zarar veremezler. Aralarında hüküm verecek olursan kıst (adalet) ile hüküm ver. Kuşku yok ki Allah, adil olanları (kıst) sever.

5/Maide-43
وَكَيْفَ يُحَكِّمُونَكَ وَعِنْدَهُمُ التَّوْرٰيةُ ف۪يهَا حُكْمُ اللّٰهِ ثُمَّ يَتَوَلَّوْنَ مِنْ بَعْدِ ذٰلِكَۜ وَمَٓا اُو۬لٰٓئِكَ بِالْمُؤْمِن۪ينَ۟

İçinde Allah'ın hükmü bulunan Tevrat, yanlarında olduğu hâlde nasıl oluyor da onlar, senin hükmüne başvurup sonra da yüz çeviriyorlar? Onlar inanmış değildir.

5/Maide-44
اِنَّٓا اَنْزَلْنَا التَّوْرٰيةَ ف۪يهَا هُدًى وَنُورٌۚ يَحْكُمُ بِهَا النَّبِيُّونَ الَّذ۪ينَ اَسْلَمُوا لِلَّذ۪ينَ هَادُوا وَالرَّبَّانِيُّونَ وَالْاَحْبَارُ بِمَا اسْتُحْفِظُوا مِنْ كِتَابِ اللّٰهِ وَكَانُوا عَلَيْهِ شُهَدَٓاءَۚ فَلَا تَخْشَوُا النَّاسَ وَاخْشَوْنِ وَلَا
Bu kelime "gözden çıkarmak" deyiminde vurgulanmış
تَشْتَرُوا
Bu kelime "gözden çıkarmak" deyiminde vurgulanmış
بِاٰيَات۪ي ثَمَناً قَل۪يلاًۜ وَمَنْ لَمْ يَحْكُمْ بِمَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْكَافِرُونَ

Biz, içinde bir hidayet ve nur bulunan Tevrat’ı indirdik. Yahudileşmiş olanları terk etmiş (müslim / teslim olmuş) Nebiler; Rabbaniler (Rabb’in yolunda yürüyen nasrani bilginler) ve Ahbar (Yahudi bilginler), Allah’ın kitabından muhafaza ettikleri şeylerle hüküm veriyorlar. Buna şahit oldular. İnsanlardan çekinmeyin; benden çekinin! Benim ayetlerimi az bir bedelle gözden çıkarmayın! (satmayın.) Kim Allah’ın indirdikleriyle hüküm vermediyse işte Kâfirler, onlardır.

5/Maide-47
وَلْيَحْكُمْ اَهْلُ الْاِنْج۪يلِ بِمَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ ف۪يهِۜ وَمَنْ لَمْ يَحْكُمْ بِمَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ

İncil ehli de onun içindeki, Allah’ın indirdikleri ile hüküm versin! Kim Allah’ın indirdikleriyle hüküm vermediyse işte fasıklar (yoldan çıkıp sapmışlar) onlardır.

5/Maide-95
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَقْتُلُوا الصَّيْدَ وَاَنْتُمْ
Bu kelime "ihrama girmek " deyiminde vurgulanmış
حُرُمٌۜ
Bu kelime "ihrama girmek " deyiminde vurgulanmış
وَمَنْ قَتَلَهُ مِنْكُمْ مُتَعَمِّداً فَجَزَٓاءٌ مِثْلُ مَا قَتَلَ مِنَ النَّعَمِ يَحْكُمُ بِه۪ ذَوَا عَدْلٍ مِنْكُمْ هَدْياً بَالِغَ الْكَعْبَةِ اَوْ كَفَّارَةٌ طَعَامُ مَسَاك۪ينَ اَوْ عَدْلُ ذٰلِكَ صِيَاماً
Bu kelime "oruç tutmak" deyiminde vurgulanmış
لِيَذُوقَ
Bu kelime "tadına bakmak " deyiminde vurgulanmış
وَبَالَ اَمْرِه۪ۜ عَفَا اللّٰهُ عَمَّا سَلَفَۜ وَمَنْ عَادَ
Bu kelime "izine dönmek" deyiminde vurgulanmış
فَيَنْتَقِمُ
Bu kelime "intikam almak " deyiminde vurgulanmış
اللّٰهُ مِنْهُۜ وَاللّٰهُ عَز۪يزٌ ذُوانْتِقَامٍ
Bu kelime "intikam almak " deyiminde vurgulanmış

Ey iman edenler! İhrama girdiğinizde avı öldürmeyin. İçinizden kim onu kasten öldürürse öldürdüğü hayvanın dengi (ona) cezadır. (Buna) Kâbe'ye varacak bir kurban olmak üzere içinizden adalet sahibi iki kişi hüküm verir (öldürülen avın dengini takdir eder). Yahut (avlanmanın cezası) miskinleri doyurmaktan ibaret bir kefarettir yahut onun dengi oruç tutmaktır. Ta ki (yasak av yapan) işlediğinin vebalinin tadına bakmış olsun. Allah geçmişi affetmiştir. Kim (geri) aleyhe dönerse Allah da ondan intikamını alır. Allah azizdir, intikam alıcıdır.

6/Enam-83
وَتِلْكَ حُجَّتُنَٓا اٰتَيْنَاهَٓا اِبْرٰه۪يمَ عَلٰى قَوْمِه۪ۜ نَرْفَعُ دَرَجَاتٍ مَنْ نَشَٓاءُۜ اِنَّ رَبَّكَ حَك۪يمٌ عَل۪يمٌ

İşte şu(nlar), kavmine karşı İbrahim’e verdiğimiz delillerimizdir. Dilediğimizi (layık olanı) derecelerle yükseltiriz. Şüphesiz ki Rabb’in, doğru hüküm verendir, bilendir.

6/Enam-128
وَيَوْمَ يَحْشُرُهُمْ جَم۪يعاًۚ يَا مَعْشَرَ الْجِنِّ قَدِ اسْتَكْثَرْتُمْ مِنَ الْاِنْسِۚ وَقَالَ اَوْلِيَٓاؤُ۬هُمْ مِنَ الْاِنْسِ رَبَّـنَا اسْتَمْتَعَ بَعْضُنَا بِبَعْضٍ وَبَلَغْنَٓا اَجَلَنَا الَّـذ۪ٓي اَجَّلْتَ لَنَاۜ قَالَ النَّارُ مَثْوٰيكُمْ خَالِد۪ينَ ف۪يهَٓا اِلَّا مَا شَٓاءَ اللّٰهُۜ اِنَّ رَبَّكَ حَك۪يمٌ عَل۪يمٌ

(Allah) onların hepsini bir araya toplayacağı gün, “Ey cinler (şeytanlar) topluluğu! Siz, insanlarla çok uğraştınız!” (diyecektir). İnsanlardan olan dostları ise “Rabb’imiz! (Biz) birbirimizden yararlandık ve bize verdiğin sürenin sonuna ulaştık.” diyecekler. (Allah da şöyle) diyecektir: “Allah’ın dilediği hariç, ateş, içinde ebedî kalacağınız yerdir. Kuşkusuz ki Rabb’in, doğru hüküm verendir, bilendir.”

11/Hud-45
وَنَادٰى نُوحٌ رَبَّهُ فَقَالَ رَبِّ اِنَّ ابْن۪ي مِنْ اَهْل۪ي وَاِنَّ وَعْدَكَ الْحَقُّ وَاَنْتَ اَحْكَمُ الْحَاكِم۪ينَ

Nuh Rabbine seslenmiş ve “Ey Rabbim oğlum, benim ev halkımdan (zürriyetimden) idi ve senin vaadin de haktır. Şüphesiz sen, hüküm verenlerin en iyi hüküm verenisin” demişti.

12/Yusuf-5
قَالَ يَا بُنَيَّ لَا تَقْصُصْ رُءْيَاكَ عَلٰٓى اِخْوَتِكَ فَيَك۪يدُوا
Bu kelime "tuzak kurmak " deyiminde vurgulanmış
لَكَ كَيْداًۜ
Bu kelime "tuzak kurmak " deyiminde vurgulanmış
اِنَّ الشَّيْطَانَ لِلْاِنْسَانِ عَدُوٌّ مُب۪ينٌ

Babası, şöyle dedi: “Yavrucuğum! Rüyanı kardeşlerine anlatma. Yoksa, sana tuzak kurarlar. Çünkü şeytan, insanın apaçık düşmanıdır.”

12/Yusuf-6
وَكَذٰلِكَ يَجْتَب۪يكَ رَبُّكَ وَيُعَلِّمُكَ مِنْ تَأْو۪يلِ الْاَحَاد۪يثِ وَيُتِمُّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكَ وَعَلٰٓى اٰلِ يَعْقُوبَ كَمَٓا اَتَمَّهَا عَلٰٓى اَبَوَيْكَ مِنْ قَبْلُ اِبْرٰه۪يمَ وَاِسْحٰقَۜ اِنَّ رَبَّكَ عَل۪يمٌ حَك۪يمٌ۟

Böylece Rabb’in seni seçecek, sana sözlerden (rüyalardan) sonuç çıkarmayı (tevil) öğretecek. Daha önce ataların İbrahim ve İshak'a tamamladığı gibi sana ve Yakup ailesine nimetini tamamlayacak. Şüphesiz ki Rabb’in her şeyi bilen, (doğru) hüküm verendir."

16/Nahıl-124
اِنَّمَا جُعِلَ السَّبْتُ عَلَى الَّذ۪ينَ اخْتَلَفُوا
Bu kelime "ihtilafa düşmek " deyiminde vurgulanmış
ف۪يهِۜ وَاِنَّ رَبَّكَ لَيَحْكُمُ بَيْنَهُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ ف۪يمَا كَانُوا ف۪يهِ يَخْتَلِفُونَ
Bu kelime "ihtilafa düşmek " deyiminde vurgulanmış

Cumartesi tatili, ancak onda ihtilafa düşenlere (farz) kılınmıştı. Kıyamet günü Rabb’in, muhakkak onların ihtilafa düştükleri şey hakkında aralarında hüküm verecektir.

21/Enbiya-78
وَدَاوُ۫دَ وَسُلَيْمٰنَ اِذْ يَحْكُمَانِ فِي الْحَرْثِ اِذْ نَفَشَتْ ف۪يهِ غَنَمُ الْقَوْمِۚ وَكُنَّا لِحُكْمِهِمْ شَاهِد۪ينَۙ

Davut ve Süleyman’ı da an! Hani onlar, halkın koyunlarının içinde yayıldığı ekin hakkında hüküm veriyorlardı. Biz de onların verdiği hükme şahittik.

21/Enbiya-79
فَفَهَّمْنَاهَا سُلَيْمٰنَۚ وَكُلاًّ اٰتَيْنَا حُكْماً وَعِلْماًۘ وَسَخَّرْنَا مَعَ دَاوُ۫دَ الْجِبَالَ يُسَبِّحْنَ وَالطَّيْرَۜ وَكُنَّا فَاعِل۪ينَ

Biz onu Süleyman’a kavrattık. Her birine muhakeme yürütme yeteneği ve ilim verdik. Davut ile birlikte tespih etsinler diye dağlara ve kuşlara boyun eğdirdik. Bunları yapanlar bizdik. (Dağların ve kuşların tespih etmesi, yaradılış gayelerine uygun hareket etmeleridir.)

21/Enbiya-80
وَعَلَّمْنَاهُ صَنْعَةَ لَبُوسٍ لَكُمْ لِتُحْصِنَكُمْ مِنْ بَأْسِكُمْۚ فَهَلْ اَنْتُمْ شَاكِرُونَ

Ona, sizi tehlikelerden koruması için zırh yapmayı öğrettik. Peki şükrediyor musunuz?

24/Nur-10
وَلَوْلَا فَضْلُ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُ وَاَنَّ اللّٰهَ تَـوَّابٌ حَك۪يمٌ۟

Üzerinizdeki Allah'ın fazlı ve rahmeti olmasaydı (hâliniz ne olurdu)? Kuşkusuz ki Allah tövbeleri kabul eden, (yerinde) hüküm verendir.

24/Nur-51
اِنَّمَا كَانَ قَوْلَ الْمُؤْمِن۪ينَ اِذَا دُعُٓوا
Bu kelime "davet etmek " deyiminde vurgulanmış
اِلَى اللّٰهِ وَرَسُولِه۪ لِيَحْكُمَ بَيْنَهُمْ اَنْ يَقُولُوا سَمِعْنَا وَاَطَعْنَاۜ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ
Bu kelime "felah bulmak " deyiminde vurgulanmış

Aralarında hüküm vermesi için Allah'a ve Resûlüne davet edildiklerinde, müminlerin sadece “İşittik ve itaat ettik!” derler. İşte asıl bunlar felah bulanlardır.

27/Nemil-6
وَاِنَّكَ لَتُلَقَّى الْقُرْاٰنَ مِنْ لَدُنْ حَك۪يمٍ عَل۪يمٍ

Bu Kur'an sana, en iyi hüküm veren ve her şeyi bilen tarafından verilmektedir.

27/Nemil-7
اِذْ قَالَ مُوسٰى لِاَهْلِه۪ٓ اِنّ۪ٓي اٰنَسْتُ
Bu kelime "(bir şey) gözüne ilişmek " deyiminde vurgulanmış
نَاراًۜ سَاٰت۪يكُمْ مِنْهَا بِخَبَرٍ اَوْ اٰت۪يكُمْ بِشِهَابٍ قَبَسٍ لَعَلَّكُمْ تَصْطَلُونَ

Hani, Musa ailesine “Gözüme bir ateş ilişti.” demişti. “Size ondan ya bir haber veya ısınmanız için bir kor ateş getireceğim.”

27/Nemil-8
فَلَمَّا جَٓاءَهَا نُودِيَ اَنْ بُورِكَ مَنْ فِي النَّارِ وَمَنْ حَوْلَهَاۜ وَسُبْحَانَ
Bu kelime "sınır çekmek (çizmek)" deyiminde vurgulanmış
اللّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ

Fakat oraya varınca ona şöyle seslenildi: “Ateşin bulunduğu yerdeki ve çevresindeki herkes mübarek kılınmıştır. Âlemlerin Rabbi olan Allah, kudret ve yüceliğine sınır çekilemeyendir.

33/Ahzap-1
يَٓا اَيُّهَا النَّبِيُّ اتَّقِ اللّٰهَ وَلَا
Bu kelime "(birinin) emrine girmek " deyiminde vurgulanmış
تُطِعِ
Bu kelime "(birinin) emrine girmek " deyiminde vurgulanmış
الْكَافِر۪ينَ وَالْمُنَافِق۪ينَۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَل۪يماً حَك۪يماًۙ

Ey Nebi! Allah’a karşı takvalı ol! Kâfirlerin ve münafıkların emrine girme. Şüphesiz ki Allah bilendir, doğru hüküm verendir.

33/Ahzap-2
وَاتَّبِعْ مَا يُوحٰٓى اِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَب۪يراًۙ
Bu kelime "haberi olmak " deyiminde vurgulanmış

Rabb’inden sana vahyolunana uy! Şüphesiz ki Allah, yaptıklarınızdan haberi olandır.

33/Ahzap-3
وَتَوَكَّلْ عَلَى اللّٰهِۜ وَكَفٰى
Bu kelime "kâfi gelmek " deyiminde vurgulanmış
بِاللّٰهِ وَك۪يلاً

Allah'a tevekkül et, vekil olarak Allah kâfi gelir!

34/Sebe-1
اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذ۪ي لَهُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِ وَلَهُ الْحَمْدُ فِي الْاٰخِرَةِۜ وَهُوَ الْحَك۪يمُ الْخَب۪يرُ
Bu kelime "haberi olmak " deyiminde vurgulanmış

Bütün övgüler, göklerdeki (uzaydaki) ve yerküredeki her şey kendisine ait olan Allah’a mahsustur! Ahirette de bütün övgüler ona mahsustur. O, (daima) doğru hüküm verendir, (her şeyden de) haberi olandır.

34/Sebe-2
يَعْلَمُ مَا يَلِجُ فِي الْاَرْضِ وَمَا يَخْرُجُ مِنْهَا وَمَا يَنْزِلُ مِنَ السَّمَٓاءِ وَمَا يَعْرُجُ ف۪يهَاۜ وَهُوَ الرَّح۪يمُ الْغَفُورُ

O; yere gireni, ondan çıkanı, gökten ineni, oraya yükseleni bilir. O, çok merhamet edicidir; çok bağışlayıcıdır.

34/Sebe-3
وَقَالَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لَا تَأْت۪ينَا السَّاعَةُۜ قُلْ بَلٰى وَرَبّ۪ي لَتَأْتِيَنَّكُمْ عَالِمِ الْغَيْبِۚ لَا يَعْزُبُ عَنْهُ مِثْقَالُ
Bu kelime "zerre kadar " deyiminde vurgulanmış
ذَرَّةٍ
Bu kelime "zerre kadar " deyiminde vurgulanmış
فِي السَّمٰوَاتِ وَلَا فِي الْاَرْضِ وَلَٓا اَصْغَرُ مِنْ ذٰلِكَ وَلَٓا اَكْبَرُ اِلَّا ف۪ي كِتَابٍ مُب۪ينٍۙ
Bu kelime "gün gibi açık " deyiminde vurgulanmış

Kâfirler, "Bize ‘Saat’ gelmez!" dediler. De ki "Hayır! Gaibi bilen Rabb’ime yemin olsun ki o size muhakkak gelecektir. Göklerde ve yerde zerre kadar bir şey bile ondan gizli değildir. Küçük olsun büyük olsun her ne varsa hepsi gün gibi açık bir kitaptadır.

34/Sebe-4
لِيَجْزِيَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا
Bu kelime "iş yapmak " deyiminde vurgulanmış
الصَّالِحَاتِۜ اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ مَغْفِرَةٌ وَرِزْقٌ كَر۪يمٌ

Bu, iman edip güzel iş yapanları mükâfatlandırması içindir. İşte onlar için bir bağışlanma ve bereketli bir rızık vardır.

38/Sad-22
اِذْ دَخَلُوا عَلٰى دَاوُ۫دَ فَفَزِعَ
Bu kelime "telaşa düşmek " deyiminde vurgulanmış
مِنْهُمْ قَالُوا لَا تَخَفْۚ خَصْمَانِ بَغٰى
Bu kelime "hak (hakkını) yemek " deyiminde vurgulanmış
بَعْضُنَا عَلٰى بَعْضٍ فَاحْكُمْ بَيْنَنَا بِالْحَقِّ وَلَا
Bu kelime "ayrıcalık tanımak (göstermek)" deyiminde vurgulanmış
تُشْطِطْ
Bu kelime "ayrıcalık tanımak (göstermek)" deyiminde vurgulanmış
وَاهْدِنَٓا
Bu kelime "işin ortasını bulmak" deyiminde vurgulanmış
اِلٰى
Bu kelime "işin ortasını bulmak" deyiminde vurgulanmış
سَوَٓاءِ
Bu kelime "işin ortasını bulmak" deyiminde vurgulanmış
الصِّرَاطِ
Bu kelime "işin ortasını bulmak" deyiminde vurgulanmış

Davud'un yanına giriverdiler de o, onlardan telaşa düştü. Ona "Korkma!" dediler, “biz iki davacıyız. Birimiz, diğerinin hakkını yedi. Şimdi sen aramızda hak ile hüküm ver ve (kimseye) ayrıcalık tanıma. Ve bizim için (bu) işin ortasını bul.

38/Sad-26
يَا دَاوُ۫دُ اِنَّا جَعَلْنَاكَ خَل۪يفَةً فِي الْاَرْضِ فَاحْكُمْ بَيْنَ النَّاسِ بِالْحَقِّ وَلَا
Bu kelime "hissine (hislerine) kapılmak " deyiminde vurgulanmış
تَتَّبِعِ
Bu kelime "hissine (hislerine) kapılmak " deyiminde vurgulanmış
الْهَوٰى
Bu kelime "hissine (hislerine) kapılmak " deyiminde vurgulanmış
فَيُضِلَّكَ
Bu kelime "dalalete düşmek " deyiminde vurgulanmış
عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِۜ اِنَّ الَّذ۪ينَ يَضِلُّونَ عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِ لَهُمْ عَذَابٌ شَد۪يدٌ بِمَا نَسُوا يَوْمَ الْحِسَابِ۟

Ey Davud! Biz seni yeryüzünde halife yaptık. Sen insanlar arasında hak ve adalet ile hüküm ver, hislerine kapılma! Arzuların, seni Allah yolundan dalalete düşürür. Allah yolundan dalalete düşenler için hesap gününü unuttuklarından dolayı şiddetli bir azap vardır.

39/Zümer-1
تَنْز۪يلُ الْكِتَابِ مِنَ اللّٰهِ الْعَز۪يزِ الْحَك۪يمِ
Bu kelime "hükmü geçmek (hüküm yürütmek)" deyiminde vurgulanmış

Kitap, güçlü olan, hükmü geçen Allah tarafından indirilmiştir.

39/Zümer-2
اِنَّٓا اَنْزَلْـنَٓا اِلَيْكَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ فَاعْبُدِ اللّٰهَ مُخْلِصاً لَهُ الدّ۪ينَۜ

Biz sana Kitap'ı kesin gerçek olarak indirdik. O hâlde dini yalnız ona halis kılarak Allah'a kul ol.

39/Zümer-3
اَلَا لِلّٰهِ الدّ۪ينُ الْخَالِصُۜ وَالَّذ۪ينَ اتَّخَذُوا
Bu kelime "dost edinmek " deyiminde vurgulanmış
مِنْ دُونِه۪ٓ اَوْلِيَٓاءَۢ
Bu kelime "dost edinmek " deyiminde vurgulanmış
مَا نَعْبُدُهُمْ اِلَّا لِيُقَرِّبُونَٓا اِلَى اللّٰهِ زُلْفٰىۜ اِنَّ اللّٰهَ يَحْكُمُ بَيْنَهُمْ ف۪ي مَا هُمْ ف۪يهِ يَخْتَلِفُونَۜ
Bu kelime "ihtilafa düşmek " deyiminde vurgulanmış
اِنَّ اللّٰهَ لَا يَهْد۪ي مَنْ هُوَ كَاذِبٌ كَفَّارٌ

İyi bil ki halis din yalnız Allah'ındır. O'ndan başka dostlar edinenler (derler ki) "Biz bunlara sırf bizi Allah'a daha çok yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz." Şüphesiz ki Allah, ihtilafa düştükleri konularda aralarında hüküm verir. Doğrusu Allah yalancı ve örtbas eden kimseyi doğru yola iletmez.

39/Zümer-46
قُلِ اللّٰهُمَّ فَاطِرَ
Bu kelime "yoktan var etmek" deyiminde vurgulanmış
السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ عَالِمَ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ
Bu kelime "göze görünmek " deyiminde vurgulanmış
اَنْتَ تَحْكُمُ بَيْنَ عِبَادِكَ ف۪يمَا كَانُوا ف۪يهِ يَخْتَلِفُونَ
Bu kelime "ihtilafa düşmek " deyiminde vurgulanmış

“Ey gökleri ve yeri yoktan var eden, gaibi de göze görüneni de bilen Allah’ım! İhtilafa düştükleri konularda kullarının arasında hüküm verecek olan sensin.” de.

42/Şûra-51
وَمَا
Bu kelime "olur şey (iş) değil " deyiminde vurgulanmış
كَانَ
Bu kelime "olur şey (iş) değil " deyiminde vurgulanmış
لِبَشَرٍ اَنْ يُكَلِّمَهُ اللّٰهُ اِلَّا وَحْياً اَوْ مِنْ وَرَٓائِ۬ حِجَابٍ اَوْ يُرْسِلَ رَسُولاً فَيُوحِيَ بِـاِذْنِه۪ مَا يَشَٓاءُۜ اِنَّهُ عَلِيٌّ حَك۪يمٌ

Kendisiyle Allah'ın konuşması, bir beşer için olur şey (iş) değil! Ancak bir vahiy ile ya da perde arkasından veya bir elçi gönderip kendi izniyle dilediğine vahyetmesi (durumu) başka. Gerçekten o, çok yücedir, doğru hüküm verendir.

48/Fetih-4
هُوَ الَّـذ۪ٓي اَنْزَلَ السَّك۪ينَةَ
Bu kelime "huzur vermek " deyiminde vurgulanmış
ف۪ي قُلُوبِ الْمُؤْمِن۪ينَ لِيَزْدَادُٓوا ا۪يمَاناً مَعَ ا۪يمَانِهِمْۜ وَلِلّٰهِ جُنُودُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَكَانَ اللّٰهُ عَل۪يماً حَك۪يماًۙ

İmanlarını bir kat daha arttırsınlar diye mü’minlerin kalplerine huzur veren odur. Göklerin ve yerin orduları Allah'ındır. Allah bilendir, doğru hüküm verendir.

48/Fetih-5
لِيُدْخِلَ الْمُؤْمِن۪ينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِد۪ينَ ف۪يهَا وَيُكَفِّرَ عَنْهُمْ سَيِّـَٔاتِهِمْۜ وَكَانَ ذٰلِكَ عِنْدَ اللّٰهِ فَوْزاً
Bu kelime "kazançlı çıkmak " deyiminde vurgulanmış
عَظ۪يماًۙ

Bütün bunlar Allah’ın; inanan erkek ve kadınları, içlerinden ırmaklar akan, içinde temelli kalacakları cennetlere koyması, onların kötülüklerini örtmesi içindir. İşte, Allah katında büyük kazançlı çıkmak budur!

60/Mümtehine-10
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِذَا جَٓاءَكُمُ الْمُؤْمِنَاتُ مُهَاجِرَاتٍ
Bu kelime "göç etmek (eylemek) " deyiminde vurgulanmış
فَامْتَحِنُوهُنَّۜ
Bu kelime "ağzını aramak (yoklamak) " deyiminde vurgulanmış
اَللّٰهُ اَعْلَمُ بِا۪يمَانِهِنَّۚ فَاِنْ عَلِمْتُمُوهُنَّ مُؤْمِنَاتٍ فَلَا تَرْجِعُوهُنَّ
Bu kelime "geri dönmek " deyiminde vurgulanmış
اِلَى الْكُفَّارِۜ لَا هُنَّ حِلٌّ لَهُمْ وَلَا هُمْ يَحِلُّونَ لَهُنَّۜ وَاٰتُوهُمْ مَٓا اَنْفَقُواۜ وَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ اَنْ تَنْكِحُوهُنَّ اِذَٓا اٰتَيْتُمُوهُنَّ اُجُورَهُنَّۜ وَلَا تُمْسِكُوا بِعِصَمِ الْكَوَافِرِ وَسْـَٔلُوا مَٓا اَنْفَقْتُمْ وَلْيَسْـَٔلُوا مَٓا اَنْفَقُواۜ ذٰلِكُمْ حُكْمُ اللّٰهِۜ يَحْكُمُ بَيْنَكُمْۜ وَاللّٰهُ عَل۪يمٌ حَك۪يمٌ

Ey iman edenler! Mü'min kadınlar, göç edip size geldikleri zaman, onların ağzını arayın. Allah, onların imanlarını daha iyi bilendir. Şayet (gerçekten) mü'min kadınlar olduklarını öğrenirseniz artık sakın onları kâfirlere geri döndürmeyin. (Çünkü) ne bunlar onlara helaldir ne onlar bunlara helaldir. Onlara (kafir kocalarına) harcadıklarını verin. Onlara (göç eden mü'min kadınlara) ücretlerini (mihrlerini) verdiğiniz takdirde onları nikâhlamanız size günah değildir. Kafir kadınların nikâhınız altında tutmayın ve (onlar için) harcadıklarınızı isteyin. Onlar da (mü'min kadınlara) harcadıklarını istesinler. Bu, Allah'ın hükmüdür; sizin aranızda hükmeder. Allah bilendir, hüküm verendir.

76/İnsan-28
نَحْنُ خَلَقْنَاهُمْ وَشَدَدْنَٓا اَسْرَهُمْۚ وَاِذَا شِئْنَا بَدَّلْـنَٓا
Bu kelime "değiş etmek " deyiminde vurgulanmış
اَمْثَالَهُمْ تَبْد۪يلاً

Onları biz yarattık ve organlarını sağlamlaştırdık. Dilediğimiz zaman da onları benzerleriyle değiş ederiz.

76/İnsan-29
اِنَّ هٰذِه۪ تَذْكِرَةٌۚ فَمَنْ شَٓاءَ اتَّخَذَ
Bu kelime "yola revan olmak " deyiminde vurgulanmış
اِلٰى رَبِّه۪ سَب۪يلاً
Bu kelime "yola revan olmak " deyiminde vurgulanmış

Bu bir öğüttür. Artık dileyen Rabb’ine doğru yola revan olur.

76/İnsan-30
وَمَا تَشَٓاؤُ۫نَ اِلَّٓا اَنْ يَشَٓاءَ اللّٰهُۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَل۪يماً حَك۪يماًۗ

Allah dilemedikçe de siz (bir şey) dileyemezsiniz. Şüphesiz ki o bilendir, hüküm verendir.

76/İnsan-31
يُدْخِلُ مَنْ يَشَٓاءُ ف۪ي رَحْمَتِه۪ۜ وَالظَّالِم۪ينَ اَعَدَّ لَهُمْ عَذَاباً اَل۪يماً
Bu kelime "can yakmak " deyiminde vurgulanmış

Dilediğini rahmetiyle kuşatır. Zalimlere gelince onlar için can yakıcı bir azap hazırlamıştır.

95/Tin-8
اَلَيْسَ اللّٰهُ بِاَحْكَمِ الْحَاكِم۪ينَ

Allah hüküm verenlerin en iyi hüküm vereni değil midir?

Bu sayfa yardımcı oldu mu?

Geri bildiriminiz için teşekkürler!
Güncelleme: 24.06.2026
Paylaş: